SERAY GÖZLER

Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro bölümünden mezun olmuştur. Süper Baba’da oynadığı Şule ,Yabancı Damat’ta oynadığı Hayriye ve Zoraki Kocadaki Sevim Abla rolleriyle tanınır.Sanatçı 2002 yılında Kaktüs Çiçeğindeki rolü ile Afife Jale en iyi komedi kadın sanatçısı tiyatro ödülünü kazanmıştır.
Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde, Diksiyon, Spikerlik ve Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk eğitimleri vermektedir.
İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncusu olan sanatçı, çeşitli sinema ve dizi filmlerde rol almaktadır. Devlet tiyatrosu sanatçısı Saydam Yeniay ile evlidir.

ALİ İPİN

1981’de Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılarak İsviçre’nin Cenevre şehrindeki Conservatoire de Genéve’nin drama bölümüne misafir öğrenci olarak eğitim kariyerini sürdürdü.
1982 yılında Türkiye’ye dönerek tekrar Devlet Tiyatrosu’na giren Ali İpin, 1985 yılında altı ay süre ile Cenevre’ye gönderildi. Bu süre içinde La Cour des Miracles tiyatrosunda reji asistanlığı yapan sanatçı Devlet Tiyatrosu bünyesinde kırkın üzerinde oyunda rol alıp, 6 oyunda da yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde, Diksiyon, Spikerlik ve Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk eğitimleri vermektedir.

CİHAN ÜNAL

1960-1964 Ortaokul ve Lise Döneminde, Ankara Radyosu Çocuk Kulübünde, Ankara Radyosu Eğitim Programlarında, Ankara Radyosu “Radyo Tiyatrosu” programlarında ve Ankara Radyosu “Arkası Yarın” programlarında çalıştı.
Nüzhet Şenbay, Nurettin Sevin, Suat Taşer, Haldun Marlalı ve Mahir Canova’dan eğitim aldı. Ayrıca Suat Taşer’in yönettiği “Öteye Doğru” adlı oyunda başrolde oynadı. 1963-1964 yılları arasında Ankara Devlet Tiyatrosu oyunlarında küçük rollerde görev aldı. 1964 yılında Ankara Devlet Konservatuvarına girdi.
1969’da Konsevatuvarın Tiyatro Bölümü yüksek kısmından mezun oldu ve aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda oyuncu olarak göreve başladı. İlk defa 1971 yılında “Damdaki Kemancı” filminde oynadı. İkinci defa oynadığı sinema filmi ilk Türk korku klasiklerinden olan “Şeytan” oldu. 1971-1973 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı oyunculuk bölümünde Cüneyt Gökçer’in asistanlığını yaptı. 1973 – 1982 yıllarında yine aynı okulda öğretim görevlisi olarak diksiyon, mimik, rol ve sahne derslerine girdi.
1982 yılında British Council bursu ve Ankara Devlet Tiyatroları bilgi- görgü hakkı ile Londra’ya gitti. Burada * Dil Eğitimi yanında Royal National Theatre ve Royal Shakespeare Company’de çeşitli provalara katılarak eğitimini devam ettirdi. Yine Londra’da iki ay RADA (Royal Academy of Dramatic Art) da eğitmenlerle birlikte çalışarak misafir hocalık yaptı. 1983 yılına kadar Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. 1987 – 2000 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde rol, diksiyon, mimik ve sahne derslerine girerek, öğretim görevliliği hizmetine devam etti.
1992 British Council ve Royal Shakespeare Company’nin davetlisi olarak Stratford’da ses ve nefes seminerlerine katıldı. 1997’de özel bir diksiyon ve spikerlik kursunda öğretmenlik yaptı. 1999 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde oyunculuk ve diksiyon derslerine girdi. 2000 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda diksiyon, mimik, rol ve sahne dersleri verdi. 2001’de aynı yerde Tiyatro Anasanat Dalı Başkanı oldu.
Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Hepşen Akar’ın kardeşi olan Cihan Ünal, ilk evliliğini manken Sabiha Tarhan ile yaptı. Bu evlilikten Irmak adında bir kızı oldu. İkinci evliliğini ise Mine filminin setinde tanışıp aşık olduğu Türkan Şoray ile yaptı. Bu evlilikten Yağmur adında bir kızı daha oldu. Halen Tiyatro İstanbul bünyesinde oyunculuk çalışmaları ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Anasanat Dalı Başkanlığı ile Öğretim Görevliliğini devam ettirmektedir. Sanatçı, İngiltere’deki Centre for Performance Research (Giving Voice) ve TODER (Tiyatro Oyuncuları Derneği) üyesidir. Ayrıca, Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde, Diksiyon, Spikerlik ve Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk eğitimleri vermektedir.

HAKAN ÇİMENSER

Hakan Çimenser
1990 yılında, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünden mezun oldu.
Mezun olduğu yıl Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda sanatçı olarak göreve başladı.
1994-96 yılları arasında Devlet Tiyatrolarında Diyarbakır Müdürlüğü yaptı.
1996 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’na atandı.
1997-2003 yılları arasında Hacettepe Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olarak çalıştı.
2008 yılında İstanbul Devlet Tiyatroları’na atandı.
2010 yılında Afife Tiyatro Ödülleri, “İmparatorluk Kuranlar” oyunuyla “Yılın En Başarılı Yönetmeni” ödülünü aldı.
Halen İstanbul Devlet Tiyatroları’nda rejisör olarak görevini sürdürmektedir.
Ayrıca, Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde Diksiyon ve Oyunculuk alanlarında eğitim vermektedir.

Yönettiği oyunlar

Beğendiğiniz Gibi : William Shakespeare – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 2010
İmparotorluk Kuranlar : Boris Vian – İstanbul Devlet Tiyatrosu – 2009
Çok Orjinal Bir Oyun : Savaş Dinçel – Bursa Devlet Tiyatrosu – 2008
Bay Kolpert : David Gieselmann – Antalya Devlet Tiyatrosu – 2008
Martı (oyun) : Anton Pavloviç Çehov – Sivas Devlet Tiyatrosu – 2007
Aldatma : Harold Pinter – Eskişehir Şehir Tiyatrosu – 2007
Şahane Düğün : Robin Hawdon – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2007
Deli Dumrul : Güngör Dilmen – Adana Devlet Tiyatrosu – 2006
Köpek Kadın Erkek : Sibylle Berg – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2006
Uçurtmanın Kuyruğu : Savaş Dinçel – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2005
Kaçık : Tom Topor – Akara Devlet Tiyatrosu – 2005
Çıkmaz Sokak Çocukları : Lyle Kessler – Diyarbakır Devlet Tiyatroları – 2004
Ölüm ve Kız : Ariel Dorfman – Akara Devlet Tiyatrosu – 2001
Sevgili Yalan : Jurgen Cross : Ankara Devlet Tiyatrosu – 1997
Seferi Ramaz Beyin Nafile Dünyası : Oktay Arayıcı – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1996
Pazartesi Perşembe : Musahipzade Celal – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1995
Sevgili Yalan : Eduardo de Filippo – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1994

Rol aldığı oyunlar

Komşu Köyün Delisi : Ütün Dökmen – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2001
3. Richard : William Shakespeare – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2000
Serseri Gönül : Eugene O’neil – Ankara Devlet Tiyatrosu – 2000
Olagan Cinayetler : Jules Feiffer – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1998
Benimkinin Adı Regine: Pierre Ray – Ankara Devlet Tiyatrosu – 1996
Kanlı Düğün : Federico Garcia Lorca – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1996
Korku : Orhan Asena – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1994
Macbeth : William Shakespeare – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1993
Görüşme Kutlama Çağrı : Václav Have – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1992
Fareler ve İnsanlar : John Steinbeck – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1992
Sarıpınar 1914 : Turgut Özakman – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1991
Yunus Emre(oyun) : Recep Bilginer – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1989
Kurban : Güngör Dilmen – Diyarbakır Devlet Tiyatrosu – 1989

Rol Aldığı Sinema Filmleri:
Aşk Tesadüfleri Sever
HAYAT BOYU (LİFE LONG) (2013 Berlin Film Festivali Panaroma Bölümüne seçildi.)

DEVLET TİYATROLARI TARİHÇESİ

Devlet Tiyatrosu, Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi’nin bir aşaması olarak, 1949 yılında, “Devlet Tiyatro ve Operası” adıyla kurulmuştur. Konservatuvar’ın kurulduğu 1936 yılından 1947 yılına kadar, Tiyatro Bölümü’nü Alman Tiyatro Sanatçı ve Yöneticisi Carl EBERT yönetmişti.1940 yılında, “Tiyatro ve Opera Tatbikat Sahnesi” kuruldu.
1947 Mart’ında Türkiye’den ayrılan Carl EBERT’in yerine, Tatbikat Sahnesi’nin yöneticiliğine Muhsin ERTUĞRUL getirildi. 27 Aralık 1947’de Küçük Tiyatro, 2 Nisan 1948’de Büyük Tiyatro açıldı.
10 Haziran 1949 günü çıkarılan “Devlet Tiyatro ve Operası’nın Kuruluş Yasası”, 16 Haziran’da yürürlüğe girdi. Muhsin ERTUĞRUL, Devlet Tiyatro ve Opera Genel Müdürlüğü’ne getirildi.
Devlet Tiyatrosu, 1 Ekim 1949 akşamı Küçük Tiyatro’da Cevat Fehmi BAŞKUT’un “Küçük Şehir”, Büyük Tiyatro’da Johann Wolfgong von Goethe’nin “Faust” adlı oyunlarıyla açıldı. 20 Kasım 1949’da, Devlet Tiyatrosu’nun ilk çocuk oyunu “Yıldız Ece” sahneye konuldu.
1950–1951 mevsimi sonunda Devlet Tiyatro ve Operası Genel Müdürlüğü’ne Cevat Memduh ALTAR getirildi. 1954 yılında Genel Müdürlük görevine yeniden Muhsin ERTUĞRUL atandı.
Üçüncü Tiyatro, 4 Şubat 1956’da Garson KANİN’in “Dünkü Çocuk”, Oda Tiyatrosu 5 Ekim 1956’da Jan de HARTOG’un “Bir Yastıkta” adlı oyunlarıyla açıldı.
28 Eylül 1957’de açılan Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nda, 30 Eylül’de Celâl Esat ARSEVEN’le Salâh Cimcoz’un “Üçüncü Selim”, İzmir Devlet Tiyatrosu’nda 1 Ekim’de John Boynton PRİESTLEY’in “Haftabaşı” adlı oyunlarıyla, devamlı oyunlara başlandı.25 Ağustos 1958’de Devlet Tiyatro ve Operası Genel Müdürlüğü’ne Cüneyt GÖKÇER getirildi.Yeni Sahne 4 Ekim 1960’da Albert CAMUS’nun “Caligula”, Altındağ Tiyatrosu 27 Mart 1964’te Nazım KURŞUNLU’nun “Merdiven” adlı oyunlarıyla açıldı.
Adana Devlet Tiyatrosu, 22 Ocak 1966’da Musahipzade CELAL’in “İstanbul Efendisi”yle açıldı.
13 Haziran 1966’da Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları’ndan ayrıldı.
12 Nisan 1969’da açılan İstanbul Kültür Sarayı’nda ilk tiyatro oyunu, 18 Nisan’da Büyük Salon’da oynanan “IV Henry” (Luigi Pirandello) oldu.
1971 Temmuz’unda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, yeni kurulan Kültür Bakanlığı’na bağlandı.
1 Ekim 1971’de Lillian HELLMAN’ın “Küçük Tilkiler”i Bursa Devlet Tiyatrosu’nun, 26 Ekim 1971’de Strati KARRA’nın “Gece Bekçileri” adlı oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu’nun kendi yerleşik kadrolarıyla sahneledikleri ilk oyunlar oldu.
29 Mayıs 1978’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Ergin ORBEY getirildi.
1970’de yandıktan sonra onarımı tamamlanan Kültür Sarayı’na, 1977 – 1978 mevsiminin sonunda, Atatürk Kültür Merkezi adı verildi. 1978 yazında İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu. Devlet Tiyatrosu, 9 Ekim 1978’de Büyük Salon’da William Shakespeare’in “Othello”su ile oyunlarına başladı. Atatürk Kültür Merkezi’nin Oda Tiyatrosu, 15 Kasım 1978’de Dinçer SÜMER’ in “Eski Fotoğraflar”ıyla açıldı. Devlet Tiyatrosu’nun yerleşik kadrosuyla ilk oyunu Ergun SAV’ın 7 Nisan 1979’da sahnelenen “Pof’la Paf” adlı çocuk oyunu oldu.
28 Aralık 1979’da Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Cüneyt GÖKÇER getirildi.
25 Ekim 1981’de William Shakespeare’in “Kral Lear”ıyla açılan Hacı Ömer Sabancı Kültür Sitesi’nde, Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu. Adana’da yerleşik kadroyla oynanan ilk oyun, 11 Kasım 1982’de sahnelenen, Ira LEVİN’in “Ölüm Tuzağı” oldu.
21 Mart 1983’te Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Turgut ÖZAKMAN atandı.
28 Ekim 1983’te İstanbul’da Taksim Sahnesi, Musahipzade Celal’in “İstanbul Efendisi”yle açıldı.
1984 – 1985 mevsiminde Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu.
Bursa’da Feraizcizade Oda Tiyatrosu 17 Aralık 1985’te, Nezihe MERİÇ’in “Sular Aydınlanıyor”du; İzmir’de Karşıyaka Sahnesi 29 Mart 1986’da William Shakespeare’in “Hırçın Kız” oyunlarıyla açıldı. 9 Şubat 1987’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Raik ALNIAÇIK atandı.
1986 – 1987 mevsiminin sonunda kurulan Trabzon Devlet Tiyatrosu, 7 Ekim 1987’de Necati CUMALI’nın “Boş Beşik” adlı oyunuyla açıldı. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Şinasi Sahnesi 13 Mart 1988’de Yüksel PAZARKAYA’nın “Meliha” adlı oyunuyla açıldı.
29 Ekim 1988’de Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Mehmet Ali Bey’in yazdığı “Ayyar Hamza”yı sahneleyerek açıldı.
15 Aralık 1988’de Prof.M.Bozkurt KURUÇ, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi.
4 Nisan 1990 ‘da Ankara’da İrfan Şahinbaş Atölye sahnesi açıldı. Deneme sahnesi olarak kullanılmak amacıyla açılan sahnede, Federal Almanya’dan gelen konuk Ruhr Tiyatrosu Jean–Paul SARTRE’ın “Mezarsız Ölüler” adlı oyununu sahneledi.
14 Şubat 1992’de, Mehmet EGE Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi. 1 Nisan 1992’de Bozkurt KURUÇ, Bölge İdare Mahkemesi’nin kararıyla görevine döndü.
14 Ekim 1992’de, Genel Müdürlüğe Yücel ERTEN atandı.
27 Mart 1993’te Antalya Devlet Tiyatrosu, Haldun TANER’in yazdığı “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”yla açıldı.
Ankara’da Kamyon Tiyatrosu uygulaması, 27 Nisan 1993’te Kızılcahamam Lisesi’nin bahçesinde, Sönmez ATASOY’un “Yedi Köyün Yargıcı” adlı çocuk oyunuyla başladı.
6 Ocak 1994’te Atatürk Kültür Merkezi’nde William Shakespeare’in “Hamlet”ini sahneleyerek açılan Birim Tiyatro Atölye Sahnesi, daha sonra Aziz Nesin Sahnesi adını aldı.
Yücel ERTEN, Genel Müdür seçimine aday olacağı için 7 Şubat 1994 ‘te görevinden ayrıldı. 8 Şubat 1994’te Tamer LEVENT, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünü vekaleten yürütmekle görevlendirildi.
Kültür Bakanlığı’nın talimatıyla yapılacak eğilim yoklaması için kararlaştırılan 14 Şubat 1994 günü Prf.M.Bozkurt KURUÇ Genel Müdürlüğe Danıştay kararı ile başladı. Tüm kurum çalışanlarının oylarıyla seçildikten sonra Bakanlık tarafından önerilen Tamer LEVENT, 25 Mart 1994’te ataması yapılarak Genel Müdürlük görevine başladı.
Prof.M.Bozkurt KURUÇ, Danıştay kararıyla 1 Ağustos 1994’te Genel Müdürlük görevine döndü.
Ankara’da Mahir Canova Sahnesi, 7 Nisan 1995’te Orhan ASENA’nın “Candan Can Koparmak” adlı oyunuyla açıldı.
İzmir Bornova Belediyesi Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi 7 Mart 1997’de Necati CUMALI’nın yazdığı “Gömü”yle açıldı.
Sivas Devlet Tiyatrosu, 26 Kasım 1997’de Atatürk Kültür Merkezi’nde Ferdi MERTER’in “Seviyorlardı Yaşamı” adlı oyunuyla açıldı.
Van Devlet Tiyatrosu, 9 Aralık 1997’de Recep BİLGİNER’in “Sarı Naciye” adlı oyunuyla açıldı.
12 Aralık 1997’de Erzurum Devlet Tiyatrosu, Ergun SAV’ın “Can Bebek” oyunuyla yerleşik düzene geçti.
Konya Devlet Tiyatrosu, 19 Aralık 1997’de Refik ERDURAN’ın yazdığı “Tamirci”yle açıldı.
Sivas Devlet Tiyatrosu 2 Mart 1998’de Athol Fugart-John Kani-Winston Ntskona’nın yazdıkları “Ada” adlı oyunla, Cumhuriyet Üniversitesi Oda Tiyatrosu’nda da oyun sahnelemeye başladı.
24.08.1998 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı ve bu görevi 09.12.1999 tarihine kadar sürdürdü.
26.02.1999 – 22.09.1999 tarihleri arasında Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ne vekaleten İ.Rahmi Dilligil atandı. Dilligil 09.12.1999 tarihinde ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne atandı.
06.02.2001 tarihinde Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne Vekaleten Faruk Günuğur atandı.
24.08.2001 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.
22.08.2005 tarihinde İ.Mine Acar vekaleten Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.
23.05.2007 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.
Devlet Tiyatrosu, Devlet Konservatuarı Tatbikat Sahnesi’nin bir aşaması olarak, 1949 yılında, “Devlet Tiyatro ve Operası” adıyla kurulmuştur. Konservatuvar’ın kurulduğu 1936 yılından 1947 yılına kadar, Tiyatro Bölümü’nü Alman Tiyatro Sanatçı ve Yöneticisi Carl EBERT yönetmişti.1940 yılında, “Tiyatro ve Opera Tatbikat Sahnesi” kuruldu.
1947 Mart’ında Türkiye’den ayrılan Carl EBERT’in yerine, Tatbikat Sahnesi’nin yöneticiliğine Muhsin ERTUĞRUL getirildi. 27 Aralık 1947’de Küçük Tiyatro, 2 Nisan 1948’de Büyük Tiyatro açıldı.
10 Haziran 1949 günü çıkarılan “Devlet Tiyatro ve Operası’nın Kuruluş Yasası”, 16 Haziran’da yürürlüğe girdi. Muhsin ERTUĞRUL, Devlet Tiyatro ve Opera Genel Müdürlüğü’ne getirildi.
Devlet Tiyatrosu, 1 Ekim 1949 akşamı Küçük Tiyatro’da Cevat Fehmi BAŞKUT’un “Küçük Şehir”, Büyük Tiyatro’da Johann Wolfgong von Goethe’nin “Faust” adlı oyunlarıyla açıldı. 20 Kasım 1949’da, Devlet Tiyatrosu’nun ilk çocuk oyunu “Yıldız Ece” sahneye konuldu.
1950–1951 mevsimi sonunda Devlet Tiyatro ve Operası Genel Müdürlüğü’ne Cevat Memduh ALTAR getirildi. 1954 yılında Genel Müdürlük görevine yeniden Muhsin ERTUĞRUL atandı.
Üçüncü Tiyatro, 4 Şubat 1956’da Garson KANİN’in “Dünkü Çocuk”, Oda Tiyatrosu 5 Ekim 1956’da Jan de HARTOG’un “Bir Yastıkta” adlı oyunlarıyla açıldı.
28 Eylül 1957’de açılan Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nda, 30 Eylül’de Celâl Esat ARSEVEN’le Salâh Cimcoz’un “Üçüncü Selim”, İzmir Devlet Tiyatrosu’nda 1 Ekim’de John Boynton PRİESTLEY’in “Haftabaşı” adlı oyunlarıyla, devamlı oyunlara başlandı.25 Ağustos 1958’de Devlet Tiyatro ve Operası Genel Müdürlüğü’ne Cüneyt GÖKÇER getirildi.Yeni Sahne 4 Ekim 1960’da Albert CAMUS’nun “Caligula”, Altındağ Tiyatrosu 27 Mart 1964’te Nazım KURŞUNLU’nun “Merdiven” adlı oyunlarıyla açıldı.
Adana Devlet Tiyatrosu, 22 Ocak 1966’da Musahipzade CELAL’in “İstanbul Efendisi”yle açıldı.
13 Haziran 1966’da Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları’ndan ayrıldı.
12 Nisan 1969’da açılan İstanbul Kültür Sarayı’nda ilk tiyatro oyunu, 18 Nisan’da Büyük Salon’da oynanan “IV Henry” (Luigi Pirandello) oldu.
1971 Temmuz’unda Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, yeni kurulan Kültür Bakanlığı’na bağlandı.
1 Ekim 1971’de Lillian HELLMAN’ın “Küçük Tilkiler”i Bursa Devlet Tiyatrosu’nun, 26 Ekim 1971’de Strati KARRA’nın “Gece Bekçileri” adlı oyunu İzmir Devlet Tiyatrosu’nun kendi yerleşik kadrolarıyla sahneledikleri ilk oyunlar oldu.
29 Mayıs 1978’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Ergin ORBEY getirildi.
1970’de yandıktan sonra onarımı tamamlanan Kültür Sarayı’na, 1977 – 1978 mevsiminin sonunda, Atatürk Kültür Merkezi adı verildi. 1978 yazında İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu. Devlet Tiyatrosu, 9 Ekim 1978’de Büyük Salon’da William Shakespeare’in “Othello”su ile oyunlarına başladı. Atatürk Kültür Merkezi’nin Oda Tiyatrosu, 15 Kasım 1978’de Dinçer SÜMER’ in “Eski Fotoğraflar”ıyla açıldı. Devlet Tiyatrosu’nun yerleşik kadrosuyla ilk oyunu Ergun SAV’ın 7 Nisan 1979’da sahnelenen “Pof’la Paf” adlı çocuk oyunu oldu.
28 Aralık 1979’da Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Cüneyt GÖKÇER getirildi.
25 Ekim 1981’de William Shakespeare’in “Kral Lear”ıyla açılan Hacı Ömer Sabancı Kültür Sitesi’nde, Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu. Adana’da yerleşik kadroyla oynanan ilk oyun, 11 Kasım 1982’de sahnelenen, Ira LEVİN’in “Ölüm Tuzağı” oldu.
21 Mart 1983’te Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Turgut ÖZAKMAN atandı.
28 Ekim 1983’te İstanbul’da Taksim Sahnesi, Musahipzade Celal’in “İstanbul Efendisi”yle açıldı.
1984 – 1985 mevsiminde Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü kuruldu.
Bursa’da Feraizcizade Oda Tiyatrosu 17 Aralık 1985’te, Nezihe MERİÇ’in “Sular Aydınlanıyor”du; İzmir’de Karşıyaka Sahnesi 29 Mart 1986’da William Shakespeare’in “Hırçın Kız” oyunlarıyla açıldı. 9 Şubat 1987’de Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne Raik ALNIAÇIK atandı.
1986 – 1987 mevsiminin sonunda kurulan Trabzon Devlet Tiyatrosu, 7 Ekim 1987’de Necati CUMALI’nın “Boş Beşik” adlı oyunuyla açıldı. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Şinasi Sahnesi 13 Mart 1988’de Yüksel PAZARKAYA’nın “Meliha” adlı oyunuyla açıldı.
29 Ekim 1988’de Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Mehmet Ali Bey’in yazdığı “Ayyar Hamza”yı sahneleyerek açıldı.
15 Aralık 1988’de Prof.M.Bozkurt KURUÇ, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi.
4 Nisan 1990 ‘da Ankara’da İrfan Şahinbaş Atölye sahnesi açıldı. Deneme sahnesi olarak kullanılmak amacıyla açılan sahnede, Federal Almanya’dan gelen konuk Ruhr Tiyatrosu Jean–Paul SARTRE’ın “Mezarsız Ölüler” adlı oyununu sahneledi.
14 Şubat 1992’de, Mehmet EGE Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne getirildi. 1 Nisan 1992’de Bozkurt KURUÇ, Bölge İdare Mahkemesi’nin kararıyla görevine döndü.
14 Ekim 1992’de, Genel Müdürlüğe Yücel ERTEN atandı.
27 Mart 1993’te Antalya Devlet Tiyatrosu, Haldun TANER’in yazdığı “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”yla açıldı.
Ankara’da Kamyon Tiyatrosu uygulaması, 27 Nisan 1993’te Kızılcahamam Lisesi’nin bahçesinde, Sönmez ATASOY’un “Yedi Köyün Yargıcı” adlı çocuk oyunuyla başladı.
6 Ocak 1994’te Atatürk Kültür Merkezi’nde William Shakespeare’in “Hamlet”ini sahneleyerek açılan Birim Tiyatro Atölye Sahnesi, daha sonra Aziz Nesin Sahnesi adını aldı.
Yücel ERTEN, Genel Müdür seçimine aday olacağı için 7 Şubat 1994 ‘te görevinden ayrıldı. 8 Şubat 1994’te Tamer LEVENT, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünü vekaleten yürütmekle görevlendirildi.
Kültür Bakanlığı’nın talimatıyla yapılacak eğilim yoklaması için kararlaştırılan 14 Şubat 1994 günü Prf.M.Bozkurt KURUÇ Genel Müdürlüğe Danıştay kararı ile başladı. Tüm kurum çalışanlarının oylarıyla seçildikten sonra Bakanlık tarafından önerilen Tamer LEVENT, 25 Mart 1994’te ataması yapılarak Genel Müdürlük görevine başladı.
Prof.M.Bozkurt KURUÇ, Danıştay kararıyla 1 Ağustos 1994’te Genel Müdürlük görevine döndü.
Ankara’da Mahir Canova Sahnesi, 7 Nisan 1995’te Orhan ASENA’nın “Candan Can Koparmak” adlı oyunuyla açıldı.
İzmir Bornova Belediyesi Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi 7 Mart 1997’de Necati CUMALI’nın yazdığı “Gömü”yle açıldı.
Sivas Devlet Tiyatrosu, 26 Kasım 1997’de Atatürk Kültür Merkezi’nde Ferdi MERTER’in “Seviyorlardı Yaşamı” adlı oyunuyla açıldı.
Van Devlet Tiyatrosu, 9 Aralık 1997’de Recep BİLGİNER’in “Sarı Naciye” adlı oyunuyla açıldı.
12 Aralık 1997’de Erzurum Devlet Tiyatrosu, Ergun SAV’ın “Can Bebek” oyunuyla yerleşik düzene geçti.
Konya Devlet Tiyatrosu, 19 Aralık 1997’de Refik ERDURAN’ın yazdığı “Tamirci”yle açıldı.
Sivas Devlet Tiyatrosu 2 Mart 1998’de Athol Fugart-John Kani-Winston Ntskona’nın yazdıkları “Ada” adlı oyunla, Cumhuriyet Üniversitesi Oda Tiyatrosu’nda da oyun sahnelemeye başladı.
24.08.1998 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı ve bu görevi 09.12.1999 tarihine kadar sürdürdü.
26.02.1999 – 22.09.1999 tarihleri arasında Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ne vekaleten İ.Rahmi Dilligil atandı. Dilligil 09.12.1999 tarihinde ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne atandı.
06.02.2001 tarihinde Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne Vekaleten Faruk Günuğur atandı.
24.08.2001 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.
22.08.2005 tarihinde İ.Mine Acar vekaleten Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.
23.05.2007 tarihinde K.Lemi Bilgin Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne atandı.

ÖDÜLLÜ OYUN KIBRIS’TA

İlk kez Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve 18 Kasım 2010 tarihinde  Akün Sahnesi’nde sahne ışıklarına çıkan Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan 11 Tablo’su 17, 18 Şubat 2012 tarihlerinde Girne Belediyesi Kültür Merkezi’nde saat 20:00’de temsil edilecek.
Nazım Hikmet’in yazdığı Nihat Asyalı’nın düzenlediği oyunu yöneten ve yorumlayan Rüştü Asyalı. Dekor – giysi tasarımı Hakan Dündar’a, ışık tasarımı Ersen Tunççekiç’e, müzik – bestesi Cem İdiz’e ait olan gösteride; Rüştü Asyalı rol alırken piyanoda Cem İdiz eşlik ediyor. Yönetmen yardımcısı Berin Ötenel.
İlk temsilinden bugüne başarıyla temsil edilen ve kapalı gişe oynayan Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan 11 Tablo gösterisi; Sanat Kurumu 2010 – 2011 Tiyatro Ödüllerinden Seçici Kurul Özel Ödülü’ne; Cem İdiz aynı gösterideki çalışması ile En İyi Müzik Ödülü’ne değer görüldü.

İlk kez Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen ve 18 Kasım 2010 tarihinde  Akün Sahnesi’nde sahne ışıklarına çıkan Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan 11 Tablo’su 17, 18 Şubat 2012 tarihlerinde Girne Belediyesi Kültür Merkezi’nde saat 20:00’de temsil edilecek.

Nazım Hikmet’in yazdığı Nihat Asyalı’nın düzenlediği oyunu yöneten ve yorumlayan Rüştü Asyalı. Dekor – giysi tasarımı Hakan Dündar’a, ışık tasarımı Ersen Tunççekiç’e, müzik – bestesi Cem İdiz’e ait olan gösteride; Rüştü Asyalı rol alırken piyanoda Cem İdiz eşlik ediyor. Yönetmen yardımcısı Berin Ötenel.

İlk temsilinden bugüne başarıyla temsil edilen ve kapalı gişe oynayan Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları”ndan 11 Tablo gösterisi; Sanat Kurumu 2010 – 2011 Tiyatro Ödüllerinden Seçici Kurul Özel Ödülü’ne; Cem İdiz aynı gösterideki çalışması ile En İyi Müzik Ödülü’ne değer görüldü.

BÜYÜK USTA’YA ELVEDA

Cumhuriyet tarihimizin yetiştirdiği en başarılı Devlet Tiyatro Sanatçılarından biri olan, sanat hayatında 65 ödüle layık görülmüş, yaşam amacı ülkemizin gelişmesi ve gençlerin iyi eğitim alması olan ve mal varlığını Türk Eğitim Vakfı’na bağışlayan Macide Tanır, Ses Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen anma töreni ile son yolculuğuna uğurlandı.

Sahnede, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Ferhan Şensoy, Gazeteci-Yazar Mete Akyol, Nedim Saban ve çalışma arkadaşlarının konuşmalarının ardından naaş, ikindi namazı için Teşvikiye Camisi’ne taşındı ve Emirgan Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Macide Tanır kimdir?

Ustaların Gözüyle Oyunculuk

Türkiye’de son zamanlarda, gerek oyunculuğa, gerekse seslendirme ve dublaja artan ilginin sebeplerini ilk kez ustalar yorumluyor… Kendi dalında başarılı olmuş usta isimlerden Rüştü Asyalı, Altan Erkekli, Bülent Özveren, Sungun Babacan, Nuran Kutlubay ve Ali İpin sektörü ve sektördekileri değerlendirdi…
İşte Ustaların Gözüyle Oyunculuk, Spikerlik – Sunuculuk, Seslendirme – Dublaj mesleği ve meslektekiler ile ilgili yorumlar…
Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi mezunu olan Başkent İletişim Bilimleri Akademi yöneticisi Selin İnce, 1991 yılında kurdukları Akademinin kuruculuğunu Dilbilimci Levent İnce’nin yaptığını belirterek, ‘’Diksiyon, Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk alanlarında eğitim veren okulumuzda Türkiye’nin en önemli isimleri hocalık yapıyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir okuluz.’’dedi
SELİN İNCE: ‘‘SUBAY – DOKTOR OYUNCULARIMIZ VAR!’’
Başkent İletişim Bilimleri Akademisi öğrencilerinin çoğunun ciddi kurumlarda işe başladığını da belirten Selin İnce, ‘’Şu anda, NTV, CNN Türk, TRT, Kanal D, Show TV, Star TV, Fox TV gibi ulusal birçok televizyon kanalında, eğitim programlarımızı başarıyla tamamlamış, yüzlerce öğrencimiz spiker –sunucu ya da oyuncu olarak çalışmaktalar. Hatta şu anda oyunculuk eğitimimizi tamamlamış 3 öğrencimiz, Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak çalışmakta. Yine izlediğiniz birçok yabancı film, öğrencilerimiz tarafından seslendirilmekte. Her yaş grubundan öğrencilerimiz olmakla beraber, ağırlıklı olarak 18-30 yaş arası bu işi meslek olarak yapmak istiyor. Bu yaşlar bence de çok uygun yaş aralığı. İş yaşamına adım atmak isteyen gençler, eğlenceli ve kendilerinin de zevk alacağı meslek olarak görüyorlar bu meslekleri. Hatta bir yerde çalışırken, part-time olarak bile yapabilecekleri meslek grupları bunlar. Oyunculuk grubumuzda subay ve doktor öğrencilerimiz var. Bu öğrencilerimiz, bunu meslek olarak yapmak için değil, bireysel gelişimlerine katkıda bulunabilmek için programlara katılıyorlar. Şu anda birçok kesimden okulumuza gelenlerin ilgisi ağırlıklı olarak Diksiyon Bölümüne olmakla birlikte Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk bölümlerine.
Okulumuza üst düzey bürokrattan, genel müdürlere, doktorlardan, avukatlara, öğretmenlerden, öğrencilere bugüne kadar binlerce öğrencimiz oldu. Hatta, şu anda televizyon kanallarında Spiker – Sunucu ya da oyuncu olan öğrencilerimiz, telaffuzundan emin olamadıkları sözcüklerle ilgili hocalarımızı arayıp, görüş alıyorlar. Ayrıca yayın imajında değişiklik yapacak olan televizyon kanalları 10-15 yıllık spikerleri için bizden, istedikleri imaja uygun özel eğitimler almaktalar.’’dedi
Eğitim kadrosunda, Rüştü ASYALI, Altan ERKEKLİ, Levent İNCE, Bülent ÖZVEREN, Özlem ERSÖNMEZ, Sungun BABACAN, Sezai AYDIN, Cevdet ARICILAR, Ali İPİN, Nuran KUTLUBAY, Müge ORUÇKAPTAN, Elçin TEMEL, Haluk CÖMERT, Uğur DEMİRPEHLİVAN gibi tamamı Devlet Tiyatroları Sanatçıları, TRT Spikerleri, Dilbilimci ve Seslendirme Sanatçılarından oluşmakta olan Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocaları oyunculuktan seslendirmeye, spikerlikten sunuculuğa her konu ile ilgili ilk kez konuştular…
RÜŞTÜ ASYALI, ‘’İYİ OYUNCU KENDİNİ SESLENDİRMELİ’’
Sektörün duayenlerinden, Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nin hocalarından olan Rüştü Asyalı ilk kez sektör ile ilgili düşüncelerini belirtti. Asyalı, “Bizim mesleğin okullarından yetişmiş, usta-çırak disiplininden geçmiş genç ve yetenekli oyuncularımız var, ama yoldan geçerken, ahbap-çavuş ilişkisi sonucu türeyen “taslak oyuncular” da var. Her meslekte olması gerektiği gibi, bizim oyunculuk mesleğinde de yoluna baş koymak, emek ve zaman harcamak gibi olmazsa olmaz çabalar gereklidir. Emeksiz, çabasız hiçbir konuda mesleki donanıma kavuşulamaz; elbette, tiyatro, sinema oyunculuğunda da bu kural geçerli! Türkiye’de sinema çalışmalarının ilk yıllarında, şimdiki İstanbul Şehir Tiyatroları’nın oyuncuları filmlerde de oynamışlar, dolayısıyla sesli çekilen filmlerde konuştukları gibi, sessiz çekilen filmlerin seslendirmelerinde de kendilerini konuşturmuşlar. Ayrıca,  ilk yılların tiyatrocu ekipleri,  yurt dışından gelen yabancı filmlerin oyuncularını da Türkçe konuşturmuşlar. Gelgelelim, daha sonraki yıllarda gelişi güzel oluşan özensiz ve disiplinden uzak sinemacı ekipleri, kendi kafalarına ve keyiflerine göre oyuncular yaratmış; bu oyuncuları, seslendirmeci tiyatroculara konuşturtarak; filmi kurtarma yoluna gitmişler. Nedeni de şu!  Sinema filminde sözüm ona oynattıkları kişiler, kendilerini ya da başkasını konuşacak bilgi ve beceriye sahip değillermiş! Durum böyle olunca, yıllarca şu çelişkiyi yaşattılar bize! Perdede gördüğüm oyuncudan mı etkileneceğim, yoksa sesini dinlediğim oyuncudan mı? Bu çelişki, seyirci olarak beni yapılan işe yabancılaştırmış, bu yarım yamalak yapımlardan soğutmuştur. Sonuç olarak, oyuncu dediğin, elbette kendi sesiyle oynamalı. Tersi, akla da mantığa da, işin kurallarına da terstir!” dedi.
ASYALI, ‘’TÜRKÇEMİZ ELDEN GİTMEKTEDİR’’
Devlet Tiyatroları Başrejisörü ve Seslendirme Sanatçısı Rüştü Asyalı, “Seslendirmesi yapılmış bir filmi dinlerken kulağıma gelen, bu işle uzaktan,yakından ilgisi,ilişkisi olmayan kişi ya da kişilerin ağzından çıkan itici ve acınası konuşmalar, beni, izlediğim filmden koparır. Sanmayın ki, seslendirme denemeyecek o konuşmaları yapan kişilere kızarım. Hayır!… Benim kızdığım ve kızacağım; sinema seyircilerine her zaman şikayet edeceğim kişiler, bu kendini ve haddini bilmez konuşmacılar değil, onlara filmlerde konuşma olanağı sağlayan seslendirme yönetmenleri ve film yapımcılarıdır. Bu gibi kişiler, sinema sanatına saygısı olmayan, ucuzcu, kolaycı, fırsatçılardır! Zaten, seyirci de bunlara göz yummakta ve “dur” dememektedir. Yani alan razı, satan razıdır; en önemli çelişki de budur! En korkuncu da böyle-böyle, güzelim Türkçemiz elden gitmektedir. Bu yüzden son yıllarda karamsarlığa düştüğüm oldu, oluyor; ama hiç umutsuzluğa düşmedim!’’şeklinde konuştu
ALTAN ERKEKLİ, ‘’İYİ OYUNCU İYİ İNSAN OLMALIDIR’’
Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocalarından olan usta oyuncu Altan Erkekli de oyuncu meslektaşları ile ilgili şunları söyledi, ‘’İyi bir oyuncu olmak için öncelikle iyi insan olmak gerekiyor. Kendisiyle barışık olması gerekiyor insanın. Hayata karşı dört elle sarılmış bir insan olması gerekiyor. Gözlem yapması gerekiyor. Okuması, izlemesi gerekiyor. Yaşadığı ana tanıklık etmesi gerekiyor. Eğer, siz Afrika’da ağlayan bir annenin acısını, Rus steplerindeki bir zavallı hayvanın, yaralanmış bir hayvanın gözündeki yaşı, bir Kızılderilinin acısını hissedemezseniz, Türkiye’nin şu anda, 2009 yılında, aynı dünyanın her tarafındaki insanın duygusunu yüreğinizde hissedemezseniz; iyi bir insan, iyi bir oyuncu olma şansınız yok. İyi oyunculuk iyi insan olmaktan, evrensel duygu ve düşünceleri kendi içinizde bir demet haline getirmekten ibarettir. Birbirimizi görmeden iletişim kurmaya başlıyoruz. Chetleşme dedikleri olay, işte sanal alışverişler! Ama gidip bir domatesi pazarda, elleyip, domatesin kırmızılığını görüp, seçip, kokusunu hissedip öyle domatesi almak başka bir keyif verir. Hayatın devamlılığını verir. Burada arkadaşlarımız, 2,5-3 aylık süreç içince tiyatronun nasıl engin bir sanat dalı olduğunu öğreniyorlar. Yani, deneyimlerimizi aktarıyoruz biz arkadaşlarımıza. Yaşadıklarımızı aktarıyoruz.  O yaşamdan onlar da süzgeçlerinden bir şey çekiyorlar. Altan abi’nin şu anlattıklarıyla, ben hayatın başka bir yolundan girebilirim. Oyuncu ve oyuncu adaylarının bunları göz önüne almaları gerekiyor. Yoksa çok kolay ya da çok hafife alınacak bir meslek değildir oyunculuk!” dedi.
NURAN KUTLUBAY, ‘’ BİRÇOK SPİKER DE DİKSİYON HATASI VAR’’
Yıllardır TRT spikerliği yapan şu anda Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocalarından  Nuran Kutlubay, spikerlerin canlı yayınlarda ne yapacaklarını şaşırdıklarını belirterek, “ Birçoğunda aslında diksiyon hataları görüyorum. Ayrıca, aktarım ve ifade bozuklukları görüyorum. Özellikle, canlı yayınlarda yapılan röportajlarda, konuklu söyleşilerde doğru soruların sorulamadığını görüyorum. “Türkiye’de Allah habercileri sever” gibi, bir söz kullanacağım. Çünkü çok haber var ve biz bunları 2 gün geçmeden unutuyoruz adeta. “Hangi haber başa çıkacak? Hangi haber manşete gelecek?” Uzmanı getirecek, konuğu getirecek, onunla konuşacak. Spikerlerin okuduğu haberi en iyi şekilde aktarması gerekiyor ve o konuya ilişkin en iyi röportajı yapabilme yeteneğine sahip olması gerekiyor.” dedi.
Ustalardan Bülent Özveren ise meslektaşları ve meslektaş adayları ile ilgili şunları söyledi ‘‘Şöyle demekte yarar var sanıyorum, yeni meslektaşlarımızın amacı ne olursa olsun bir şeyi garantiye alıyor buradan, mezun olduğu anda artık Türkçeyi doğru ve düzgün konuşmaya başlıyor. Medyaya girebilir, bir radyo – televizyona girebilir ya da girmeyebilir, ama yarın çocuklarına doğru ve düzgün Türkçe öğretecek. En büyük avantaj bu bence. Bu işi yapacak olanların eğitim alıp mesleklerini icra etmeleri… Eğitim almadan yapanların sayısı her geçen gün artsa da mutlaka bu gibi eğitim okullarından yapacakları işin eğitimini almaları gerekiyor… Tabii, kim spiker olabilecek, ben derslerimde bunu anlatıyorum. En iyi, en farklı olan kazanacak. Yani, bir dönem diyelim 15 arkadaş eğitim alıyor. Bunun 15’i de başarılı oluyorlar. Sonra bir TV kanalı spiker istiyor. 15’i birden başvuruyor. İçlerinden muhtemelen biri alınacak. O kim olacak? En başarılı olan… En iyi olan, en farklı olan… Onu anlatıyorum ben gençlere. Fark yaratmaları gerekiyor. Burada aldıkları eğitim, doğru bir eğitim. Benden de, diğer hocalardan da. Ama kendi kendilerine üzerine katmaları gerekiyor. Kültürlerini alıştırıp, geliştirmeliler. Ben bir habere gitsem bu haberi nasıl verirdim, diye düşünmeleri gerekiyor. Hayali şeyler de yapmalılar ki, yarın böyle şans ortaya çıktığı zaman, ben hazırım, ben bunu yaparım demeliler.’’dedi.
Oyunculukta usta isimler arasında yer alan Ali İpin ise mesleği ile ilgili şunları söyledi: “Oyunculuk yapmak isteyenler ve yapanlar sadece ve sadece söz söylemekle oyunculuk yapılmayacağını bilmeliler. Tabii ki bütün bedeniyle, gözüyle, kaşıyla, kulaklarıyla, burnuyla, ağzıyla, parmaklarıyla, göbeğiyle. Bilmiyorum daha öncesinde dikkatini çekti mi? Gülmek ve ağlamakta insanın yüzünün aldığı şekil aynı. Oyuncu olarak düşündüğünüzde, gülmek de zordur, ağlamak da. Ama çalışa çalışa, senelerini vere vere, öğrene öğrene bu işlerin üstesinden gelebiliyorsunuz. Oyunculuk bir veya iki kare rol alarak olmaz. Her zaman meslektaşlarımızın kendisini geliştirmesi ve en iyi sonuca nasıl ulaşabilirim diye çabalamaları gerekiyor.’’dedi
Dünyanın önde gelen oyuncuları seslendiren SUNGUN BABACAN ise meslektaşları ve sektör ile ilgili ilk kez açıklamalar da bulundu,’’ İyi bir seslendirme kendini vererek olur. Yani, zaten belli bir donanımın olması gerekir. Ondan sonra filmin içine gideceksin. Konuştuğun adam olacaksın, kendini o sanıp o olacaksın. Bence yapılan en büyük hata, teklememeye çalışmak. Aman teklemedim demek. Halbuki istediğiniz kadar tekleme özgürlüğüne sahipsiniz. Önemli olan ekrana çıkan iştir. Aman şu repliği bir atlatayım kazasız belasız. Benden gitsin de nereye giderse gitsin, dediğiniz zaman olmaz. Replik bana geldi, şimdi göstereyim demek gerekir. Öncelikle düzgün Türkçe konuşmayı, daha sonra seslendirmede dikkat etmeleri gereken şeyler. Seslendirmenin incelikleri… Ayrıca, stüdyo uygulamalarıyla pratik yapmaları gerekiyor bu işi yapanların ve yapacakların. Ben 4.mızrakçıyla başlamıştım. Uzun yıllar 4.mızrakçıyı, ondan sonra 3,2,1, sonra prensleri konuşmaya başladım. Seslendirme ile iyi-kötü geçiniyoruz. (Gülerek) Mesela, ben sadece seslendirme yapıyorum. Eskiden seslendirme yönetmenliği yaptım, tiyatro deneyimim var. Uzun yıllar çevirmenlik yaptım. Ama, şimdi sadece kendimi, seslendirmeye kanalize ettim. Bu işe yeni girecek olanlar, kendilerini farklı alanlarda da geliştirmeliler. Seslendirme dediğin zaman, sadece film seslendirmesi yok. Yerli seslendirmesi olabilir, yabancı film seslendirmesi olabilir, belgesel olabilir, reklam seslendirmesi olabilir, tanıtımlar olabilir. Çizgi film olabilir.

Türkiye’de son zamanlarda, gerek tiyatro oyunculuğuna, gerekse seslendirme ve dublaja artan ilginin sebeplerini ilk kez ustalar yorumluyor… Kendi dalında başarılı olmuş usta isimlerden Rüştü Asyalı, Altan Erkekli, Bülent Özveren, Sungun Babacan, Nuran Kutlubay ve Ali İpin sektörü ve sektördekileri değerlendirdi…

tiyatro-10

İşte Ustaların Gözüyle Tiyatro ve Oyunculuk, Spikerlik – Sunuculuk, Seslendirme – Dublaj mesleği ve meslektekiler ile ilgili yorumlar…

tiyatro-2Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi mezunu olan Başkent İletişim Bilimleri Akademi yöneticisi Selin İnce, 1991 yılında kurdukları Akademinin kuruculuğunu Dilbilimci Levent İnce’nin yaptığını belirterek, ‘’Diksiyon, Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk alanlarında eğitim veren okulumuzda Türkiye’nin en önemli isimleri hocalık yapıyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir okuluz.’’dedi

SELİN İNCE: ‘‘SUBAY – DOKTOR OYUNCULARIMIZ VAR!’’

Başkent İletişim Bilimleri Akademisi öğrencilerinin çoğunun ciddi kurumlarda işe başladığını da belirten Selin İnce, ‘’Şu anda, NTV, CNN Türk, TRT, Kanal D, Show TV, Star TV, Fox TV gibi ulusal birçok televizyon kanalında, eğitim programlarımızı başarıyla tamamlamış, yüzlerce öğrencimiz spiker –sunucu ya da oyuncu olarak çalışmaktalar. Hatta şu anda oyunculuk eğitimimizi tamamlamış 3 öğrencimiz, Devlet Tiyatrolarında oyuncu olarak çalışmakta. Yine izlediğiniz birçok yabancı film, öğrencilerimiz tarafından seslendirilmekte.

tiyatro-11Her yaş grubundan öğrencilerimiz olmakla beraber, ağırlıklı olarak 18-30 yaş arası bu işi meslek olarak yapmak istiyor. Bu yaşlar bence de çok uygun yaş aralığı. İş yaşamına adım atmak isteyen gençler, eğlenceli ve kendilerinin de zevk alacağı meslek olarak görüyorlar bu meslekleri. Hatta bir yerde çalışırken, part-time olarak bile yapabilecekleri meslek grupları bunlar. Oyunculuk grubumuzda subay ve doktor öğrencilerimiz var. Bu öğrencilerimiz, bunu meslek olarak yapmak için değil, bireysel gelişimlerine katkıda bulunabilmek için programlara katılıyorlar. Şu anda birçok kesimden okulumuza gelenlerin ilgisi ağırlıklı olarak Diksiyon Bölümüne olmakla birlikte Spikerlik-Sunuculuk, Seslendirme ve Oyunculuk bölümlerine oluyor.

tiyatro-7Okulumuza üst düzey bürokrattan, genel müdürlere, doktorlardan, avukatlara, öğretmenlerden, öğrencilere bugüne kadar binlerce öğrencimiz oldu. Hatta, şu anda televizyon kanallarında Spiker – Sunucu ya da oyuncu olan öğrencilerimiz, telaffuzundan emin olamadıkları sözcüklerle ilgili hocalarımızı arayıp, görüş alıyorlar. Ayrıca yayın imajında değişiklik yapacak olan televizyon kanalları 10-15 yıllık spikerleri için bizden, istedikleri imaja uygun özel eğitimler almaktalar.’’dedi

tiyatro-9Eğitim kadrosunda, Rüştü ASYALI, Altan ERKEKLİ, Levent İNCE, Bülent ÖZVEREN, Özlem ERSÖNMEZ, Sungun BABACAN, Sezai AYDIN, Cevdet ARICILAR, Ali İPİN, Nuran KUTLUBAY, Müge ORUÇKAPTAN, Elçin TEMEL, Haluk CÖMERT, Uğur DEMİRPEHLİVAN gibi tamamı Devlet Tiyatroları Sanatçıları, TRT Spikerleri, Dilbilimci ve Seslendirme Sanatçılarından oluşmakta olan Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocaları oyunculuktan seslendirmeye, spikerlikten sunuculuğa her konu ile ilgili ilk kez konuştular…

tiyatro-12RÜŞTÜ ASYALI, ‘’İYİ OYUNCU KENDİNİ SESLENDİRMELİ’’

Sektörün duayenlerinden, Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nin hocalarından olan Rüştü Asyalı ilk kez sektör ile ilgili düşüncelerini belirtti. Asyalı, “Bizim mesleğin okullarından yetişmiş, usta-çırak disiplininden geçmiş genç ve yetenekli oyuncularımız var, ama yoldan geçerken, ahbap-çavuş ilişkisi sonucu türeyen “taslak oyuncular” da var. Her meslekte olması gerektiği gibi, bizim oyunculuk mesleğinde de yoluna baş koymak, emek ve zaman harcamak gibi olmazsa olmaz çabalar gereklidir. Emeksiz, çabasız hiçbir konuda mesleki donanıma kavuşulamaz; elbette, tiyatro, sinema oyunculuğunda da bu kural geçerli! Türkiye’de sinema çalışmalarının ilk yıllarında, şimdiki İstanbul Şehir Tiyatroları’nın oyuncuları filmlerde de oynamışlar, dolayısıyla sesli çekilen filmlerde konuştukları gibi, sessiz çekilen filmlerin seslendirmelerinde de kendilerini konuşturmuşlar. Ayrıca,  ilk yılların tiyatrocu ekipleri,  yurt dışından gelen yabancı filmlerin oyuncularını da Türkçe konuşturmuşlar. Gelgelelim, daha sonraki yıllarda gelişi güzel oluşan özensiz ve disiplinden uzak sinemacı ekipleri, kendi kafalarına ve keyiflerine göre oyuncular yaratmış; bu oyuncuları, seslendirmeci tiyatroculara konuşturtarak; filmi kurtarma yoluna gitmişler. Nedeni de şu!  Sinema filminde sözüm ona oynattıkları kişiler, kendilerini ya da başkasını konuşacak bilgi ve beceriye sahip değillermiş! Durum böyle olunca, yıllarca şu çelişkiyi yaşattılar bize! Perdede gördüğüm oyuncudan mı etkileneceğim, yoksa sesini dinlediğim oyuncudan mı? Bu çelişki, seyirci olarak beni yapılan işe yabancılaştırmış, bu yarım yamalak yapımlardan soğutmuştur. Sonuç olarak, oyuncu dediğin, elbette kendi sesiyle oynamalı. Tersi, akla da mantığa da, işin kurallarına da terstir!” dedi.

tiyatro-13ASYALI, ‘’TÜRKÇEMİZ ELDEN GİTMEKTEDİR’’

Devlet Tiyatroları Başrejisörü ve Seslendirme Sanatçısı Rüştü Asyalı, “Seslendirmesi yapılmış bir filmi dinlerken kulağıma gelen, bu işle uzaktan,yakından ilgisi,ilişkisi olmayan kişi ya da kişilerin ağzından çıkan itici ve acınası konuşmalar, beni, izlediğim filmden koparır. Sanmayın ki, seslendirme denemeyecek o konuşmaları yapan kişilere kızarım. Hayır!… Benim kızdığım ve kızacağım; sinema seyircilerine her zaman şikayet edeceğim kişiler, bu kendini ve haddini bilmez konuşmacılar değil, onlara filmlerde konuşma olanağı sağlayan seslendirme yönetmenleri ve film yapımcılarıdır. Bu gibi kişiler, sinema sanatına saygısı olmayan, ucuzcu, kolaycı, fırsatçılardır! Zaten, seyirci de bunlara göz yummakta ve “dur” dememektedir. Yani alan razı, satan razıdır; en önemli çelişki de budur! En korkuncu da böyle-böyle, güzelim Türkçemiz elden gitmektedir. Bu yüzden son yıllarda karamsarlığa düştüğüm oldu, oluyor; ama hiç umutsuzluğa düşmedim!’’şeklinde konuştu

tiyatro-1ALTAN ERKEKLİ, ‘’İYİ OYUNCU İYİ İNSAN OLMALIDIR’’

Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocalarından olan usta oyuncu Altan Erkekli de oyuncu meslektaşları ile ilgili şunları söyledi, ‘’İyi bir oyuncu olmak için öncelikle iyi insan olmak gerekiyor. Kendisiyle barışık olması gerekiyor insanın. Hayata karşı dört elle sarılmış bir insan olması gerekiyor. Gözlem yapması gerekiyor. Okuması, izlemesi gerekiyor. Yaşadığı ana tanıklık etmesi gerekiyor. Eğer, siz Afrika’da ağlayan bir annenin acısını, Rus steplerindeki bir zavallı hayvanın, yaralanmış bir hayvanın gözündeki yaşı, bir Kızılderilinin acısını hissedemezseniz, Türkiye’nin şu anda, 2009 yılında, aynı dünyanın her tarafındaki insanın duygusunu yüreğinizde hissedemezseniz; iyi bir insan, iyi bir oyuncu olma şansınız yok.

tiyatroİyi oyunculuk iyi insan olmaktan, evrensel duygu ve düşünceleri kendi içinizde bir demet haline getirmekten ibarettir. Birbirimizi görmeden iletişim kurmaya başlıyoruz. Chetleşme dedikleri olay, işte sanal alışverişler! Ama gidip bir domatesi pazarda, elleyip, domatesin kırmızılığını görüp, seçip, kokusunu hissedip öyle domatesi almak başka bir keyif verir. Hayatın devamlılığını verir. Burada arkadaşlarımız, 2,5-3 aylık süreç içince tiyatronun nasıl engin bir sanat dalı olduğunu öğreniyorlar. Yani, deneyimlerimizi aktarıyoruz biz arkadaşlarımıza. Yaşadıklarımızı aktarıyoruz.  O yaşamdan onlar da süzgeçlerinden bir şey çekiyorlar. Altan abi’nin şu anlattıklarıyla, ben hayatın başka bir yolundan girebilirim. Oyuncu ve oyuncu adaylarının bunları göz önüne almaları gerekiyor. Yoksa çok kolay ya da çok hafife alınacak bir meslek değildir oyunculuk!” dedi.

tiyatro-14NURAN KUTLUBAY, ‘’ BİRÇOK SPİKERDE DİKSİYON HATASI VAR’’

Yıllardır TRT spikerliği yapan şu anda Başkent İletişim Bilimleri Akademisi hocalarından  Nuran Kutlubay, spikerlerin canlı yayınlarda ne yapacaklarını şaşırdıklarını belirterek, “ Birçoğunda aslında diksiyon hataları görüyorum. Ayrıca, aktarım ve ifade bozuklukları görüyorum. Özellikle, canlı yayınlarda yapılan röportajlarda, konuklu söyleşilerde doğru soruların sorulamadığını görüyorum. “Türkiye’de Allah habercileri sever” gibi, bir söz kullanacağım. Çünkü çok haber var ve biz bunları 2 gün geçmeden unutuyoruz adeta. “Hangi haber başa çıkacak? Hangi haber manşete gelecek?” Uzmanı getirecek, konuğu getirecek, onunla konuşacak. Spikerlerin okuduğu haberi en iyi şekilde aktarması gerekiyor ve o konuya ilişkin en iyi röportajı yapabilme yeteneğine sahip olması gerekiyor.” dedi.

tiyatro-8Ustalardan Bülent Özveren ise meslektaşları ve meslektaş adayları ile ilgili şunları söyledi ‘‘Şöyle demekte yarar var sanıyorum, yeni meslektaşlarımızın amacı ne olursa olsun bir şeyi garantiye alıyor buradan, mezun olduğu anda artık Türkçeyi doğru ve düzgün konuşmaya başlıyor. Medyaya girebilir, bir radyo – televizyona girebilir ya da girmeyebilir, ama yarın çocuklarına doğru ve düzgün Türkçe öğretecek. En büyük avantaj bu bence. Bu işi yapacak olanların eğitim alıp mesleklerini icra etmeleri… Eğitim almadan yapanların sayısı her geçen gün artsa da mutlaka bu gibi eğitim okullarından yapacakları işin eğitimini almaları gerekiyor… Tabii, kim spiker olabilecek, ben derslerimde bunu anlatıyorum. En iyi, en farklı olan kazanacak. Yani, bir dönem diyelim 15 arkadaş eğitim alıyor. Bunun 15’i de başarılı oluyorlar. Sonra bir TV kanalı spiker istiyor. 15’i birden başvuruyor. İçlerinden muhtemelen biri alınacak. O kim olacak? En başarılı olan… En iyi olan, en farklı olan… Onu anlatıyorum ben gençlere. Fark yaratmaları gerekiyor. Burada aldıkları eğitim, doğru bir eğitim. Benden de, diğer hocalardan da. Ama kendi kendilerine üzerine katmaları gerekiyor. Kültürlerini alıştırıp, geliştirmeliler. Ben bir habere gitsem bu haberi nasıl verirdim, diye düşünmeleri gerekiyor. Hayali şeyler de yapmalılar ki, yarın böyle şans ortaya çıktığı zaman, ben hazırım, ben bunu yaparım demeliler.’’dedi.

tiyatro-3Oyunculukta usta isimler arasında yer alan Ali İpin ise mesleği ile ilgili şunları söyledi: “Oyunculuk yapmak isteyenler ve yapanlar sadece ve sadece söz söylemekle oyunculuk yapılmayacağını bilmeliler. Tabii ki bütün bedeniyle, gözüyle, kaşıyla, kulaklarıyla, burnuyla, ağzıyla, parmaklarıyla, göbeğiyle. Bilmiyorum daha öncesinde dikkatini çekti mi? Gülmek ve ağlamakta insanın yüzünün aldığı şekil aynı. Oyuncu olarak düşündüğünüzde, gülmek de zordur, ağlamak da. Ama çalışa çalışa, senelerini vere vere, öğrene öğrene bu işlerin üstesinden gelebiliyorsunuz. Oyunculuk bir veya iki kare rol alarak olmaz. Her zaman meslektaşlarımızın kendisini geliştirmesi ve en iyi sonuca nasıl ulaşabilirim diye çabalamaları gerekiyor.’’dedi

Dünyanın önde gelen oyuncuları seslendiren SUNGUN BABACAN ise meslektaşları ve sektör ile ilgili ilk kez açıklamalar da bulundu,’’ İyi bir seslendirme kendini vererek olur. Yani, zaten belli bir donanımın olması gerekir. Ondan sonra filmin içine gideceksin. Konuştuğun adam olacaksın, kendini o sanıp o olacaksın. Bence yapılan en büyük hata, teklememeye çalışmak. Aman teklemedim demek. Halbuki istediğiniz kadar tekleme özgürlüğüne sahipsiniz. Önemli olan ekrana çıkan iştir. Aman şu repliği bir atlatayım kazasız belasız. Benden gitsin de nereye giderse gitsin, dediğiniz zaman olmaz. Replik bana geldi, şimdi göstereyim demek gerekir. Öncelikle düzgün Türkçe konuşmayı, daha sonra seslendirmede dikkat etmeleri gereken şeyler. Seslendirmenin incelikleri… Ayrıca, stüdyo uygulamalarıyla pratik yapmaları gerekiyor bu işi yapanların ve yapacakların. Ben 4.mızrakçıyla başlamıştım. Uzun yıllar 4.mızrakçıyı, ondan sonra 3,2,1, sonra prensleri konuşmaya başladım. Seslendirme ile iyi-kötü geçiniyoruz. (Gülerek) Mesela, ben sadece seslendirme yapıyorum. Eskiden seslendirme yönetmenliği yaptım, tiyatro deneyimim var. Uzun yıllar çevirmenlik yaptım. Ama, şimdi sadece kendimi, seslendirmeye kanalize ettim. Bu işe yeni girecek olanlar, kendilerini farklı alanlarda da geliştirmeliler. Seslendirme dediğin zaman, sadece film seslendirmesi yok. Yerli seslendirmesi olabilir, yabancı film seslendirmesi olabilir, belgesel olabilir, reklam seslendirmesi olabilir, tanıtımlar olabilir. Çizgi film olabilir.

www.baskentiletisim.com.tr

Tiyatro Sanatı

Hareket ve sözle bir öyküyü canlandırma sanatıdır. Bir ya da daha çok oyuncunun tanrılarla ilgili öyküleri canlandırdıkları dinsel törenlerden doğan bu sanatın ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gene de, tiyatro oyunları birçok eski toplulukta ilkel biçimde de olsa sahneleniyordu. Tiyatro sanatı Eski Yunan’da altın çağını yaşadı. Acı çekme ve ölüm gibi acıklı konuları işleyen ve mutsuz bir sonla biten trajedi ile yaşamın gülünç yanlarını ortaya koyan komedi türlerini Yunanlılar yarattı {bak. KOMEDİ; Trajedi). Klasik tiyatro olarak bilinen Eski Yunan oyunları, tıpkı daha yeni sayılan yazarların bir yüzyıl öncesine kadar yazdıkları oyunlar gibi, koşuk biçiminde yazılıyordu. Bugün yazılan oyunların hemen tümü ise düzyazıyla kaleme alınmıştır.
Temel Britannica, Ana Yayıncılık 1992, Cilt 17

Hareket ve sözle bir öyküyü canlandırma sanatıdır. Bir ya da daha çok oyuncunun tanrılarla ilgili öyküleri canlandırdıkları dinsel törenlerden doğan bu sanatın ortaya çıkış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gene de, tiyatro oyunları birçok eski toplulukta ilkel biçimde de olsa sahneleniyordu. Tiyatro sanatı Eski Yunan’da altın çağını yaşadı. Acı çekme ve ölüm gibi acıklı konuları işleyen ve mutsuz bir sonla biten trajedi ile yaşamın gülünç yanlarını ortaya koyan komedi türlerini Yunanlılar yarattı {bak. KOMEDİ; Trajedi). Klasik tiyatro olarak bilinen Eski Yunan oyunları, tıpkı daha yeni sayılan yazarların bir yüzyıl öncesine kadar yazdıkları oyunlar gibi, koşuk biçiminde yazılıyordu. Bugün yazılan oyunların hemen tümü ise düzyazıyla kaleme alınmıştır.