ŞAİR EVLENMESİ

İlk Yerli Tiyatro Eseri (Şinasi, 1859)

ŞAİR EVLENMESİ
-BİR PERDELİK KOMEDİ-
OYNAYANLAR:
Müştak Bey: Şair, güveyi
Hikmet Efendi: Müştak Bey’in yakın dostu
Kumru Hanım: Müştak Bey’in sevgilisi
Sakine Hanım: Kumru’nun çirkin ablası
Ziba Dudu: Kılavuz Kadın
Habbe Kadın: Yenge kadın
Ebül-Laklaka: Nikahı kıyan kişi
Batak Ese: Mahalle bekçisi
Atak Köse: Mahalle çöpçüsü
Mahalleli: İki-üç kişi esnaftan
YAZAN: ŞİNASİ
Sadeleştiren:M. Ali SÜNGER
Mekan: Gelin odası… Arka planda yatak, oda genişçedir. Sahneye iki taraftan da giriş yapılabilir. Kapının biri selamlığa açılır. Odada Müştak Bey ve Hikmet Efendi ayaküstü konuşmaktadırlar.
MÜŞTAK BEY: Bu akşam güveyi giriyorum ya sevinçten havalara uçuyorum. Allah’tan bugün nikâhımız kıyıldı, az kalsın telâştan nikâhsız güveyi girecektim.
HİKMET EFENDİ: Hiç öyle şey olur mu?
MÜŞTAK BEY: Niye olmasın? Aşıklar dalgın olur. Buna aşık evlenmesi derler.
HİKMET EFENDİ: Acayip!
MÜŞTAK BEY: Öyle ya! Aşksız, sevgisiz, görücü usulüyle evlenenlere aşk olsun. Ben Kumru Hanımla niye evleniyorum; çünkü onu tanıyorum, seviyorum. Ne dersin onunla evlenmekte akıllılık etmemiş miyim?
HİKMET EFENDİ: Her halde öyledir.
MÜŞTAK BEY: Onun yüzü gibi huyu da güzel. Ben her halinden memnunum; fakat Kumru’nun o karga suratlı ablası olmasa!
HİKMET EFENDİ: Gerçekten… onun adı neydi?
MÜŞTAK BEY: Sakine midir, nedir… Cadı suratlının adını bile sevmiyorum.
HİKMET EFENDİ: Niçin?
MÜŞTAK BEY: Bize engel olduğu şöyle dursun, yüzünde meymenet yok karga suratlının… Yüzüne bakanın işi rast gitmiyor. Kırk beş yaşına gelmiş daha evlenememiş. Akıldan yana da pek nasibi yok. Böyle bir baldızım olduğundan alemden utanıyorum.
HİKMET EFENDİ: Eee, gülü seven dikenine katlanır.
MÜŞTAK BEY: Gel şunu sana vereyim be! Ama nikâhla ha! Geçinemeyecek ne varmış; ya o akıllanır, ya da sen çıldırırsın.
HİKMET EFENDİ: Sakın Kumru’nun yerine onu sana vermesinler! Olur mu olur. Büyük dururken küçüğü kocaya vermek pek adet değildir.
MÜŞTAK BEY: Yok, bak ben öyle şaka sevmem.
HİKMET EFENDİ: Biraz önce şakayla bana veriyordun ya?
MÜŞTAK BEY: Ben onu sana şakayla değil gerçekten vermek istiyorum.
HİKMET EFENDİ: Sus, özrün kabahatinden büyük.
MÜŞTAK BEY: Hiç de bile!
HİKMET EFENDİ: Yaaa!
MÜŞTAK BEY: Aman sus, kılavuzum Dudu Hanım geliyor. Galiba Kumrucuğumu getiriyorlar. Sen öbür odaya geç, birazdan yine görüşürüz.
( Hikmet Efendi çıkarken Ziba Dudu girer. )
ZİBA DUDU: Müjde evladım müjde! Müjdeliğimi peşin isterim: Gelin hanım geliyor yoldadır.
MÜŞTAK BEY: Ah Dudu teyzeciğim, sana nasıl teşekkür edeceğim, bilemiyorum.
ZİBA DUDU: Parayla, (Müştak’ın ceplerine bakar kalan son meteliğini de alır.) teşekkür edebilirsin.
MÜŞTAK BEY: Al, helâl olsun sana, al ( Sevincinden oynamaya başlar, katibim türküsünü söyleyerek oynar. )
ZİBA DUDU: Evladım biraz ağır başlı ol. Sen artık nikâhlı birisin,utan, utan!
MÜŞTAK BEY: Adam evlenirken utanır mı! Her neyse sen dışarıda bekleyedur, ben utanma talimi yapayım.
( Ziba Dudu çıkar. )
MÜŞTAK BEY: ( Kendi kendine ) Şimdi benim Kumrum kafesine girecek ha! Ah, bir kere kanadının altına girebilseydim… Yalnız insan kısmı paraya düşkün olur. Kumrum da paraya düşkünse! ( Ceplerini açar, iki yana sallar. ) Cepte para da kalmadı. Bir de yüz görümlüğü var. Ne yapmalı acaba!…
Adam sende o da kolay; şöyle birkaç kıta şiir okurum olur biter.
Bir kumrusun sen taba muvafık
Yapsam yuvanı sinemde layık
Can ü gönülden ben oldum aşık
Yapsam yuvanı sinemde layık
Benim gibi fakir bir şairin vereceği yüz görümlüğü ancak bu kadar olur.
( Ziba Dudu ve Habbe Kadın gelinin/Sakine’nin/ koluna girmiş şekilde içeri girerler. )
ZİBA DUDU: Evladım gelin hanımı getirdim. gel koluna gir de köşeye oturt.
MÜŞTAK BEY: ( Sevincinden türlü hareketler yaparak gelini karşılamaya gider.)
Amanın… (Gelini görür görmez bayılır.)
ZİBA DUDU: A dostlar! Damat Bey gelin hanımı görür görmez sevincinden bayıldı.
HABBE KADIN: Damat Bey, kalk!
ZİBA DUDU: (Damadın yüzüne bir bardak su serper.) Kalk haydi sevinçten bayılmanın sırası değil.
MÜŞTAK BEY: Ben sevincimden bayılmıyorum, üzüntümden yüreğime iniyor. Ah, ah…
HABBE KADIN: ( Ziba Dudu’ya ) Aaaa, zavallı gelin hanımı bir titreme aldı. Sakın al basmasın. (Sakine Hanım’ı sandalyeye oturtur.)
MÜŞTAK BEY:Nedir bu?
ZİBA DUDU: İşte sana ömür boyu can yoldaşı olacak olan sevgili karın Sakine Hanım.
MÜŞTAK BEY: O bana can yoldaşı olacağına benim canım çıksa daha canıma minnet.
ZİBA DUDU: ( Habbe Kadın’a ) Damat Bey sayıklamaya başladı. Galiba sevincinden aklını kaybetti.
HABBE KADIN: (Ziba Dudu’ya ) Zavallı sevgilisine kavuştuğu için sevinç delisi oldu.
MÜŞTAK BEY: Ah, ah, ah… (hüzünlü)
ZİBA DUDU: Ağlama, sen ağlayacağına düşmanların ağlasın.
MÜŞTAK BEY: Ah, düşmanlarım bu halimi bilse nasıl gülerler.
ZİBA DUDU: Haydi oğlum gelin hanımın duvağını aç da yüzünü gör. Biraz gönlün açılır.
MÜŞTAK BEY: Şeytan görsün yüzünü!
ZİBA DUDU: Aç evladım, aç! Sevgilin olup olmadığına şüphen kalmasın. (Habbe ile beraber Müştak’ı gelinin duvağını açması için zorlarlar. )
MÜŞTAK BEY: İstemem! (Elini çekerken Sakine hanımın duvağı ile iğreti saçı eline ilişir, elinde kalır. Sakine’nin yüzü ve ak saçları açılır.) Bu ne?
ZİBA DUDU: Vaaay! Zavallı kızcağızın sırma gibi nazik saçlarını yolup çıkardı.
MÜŞTAK BEY: Haklısın, beyaz saçları sırma gibi. Baksana, nasıl parlıyor.
ZİBA DUDU: Ay, bu laf geline değil, yenge kadınla banadır. Ben sana laf atmayı gösteririm. ( Habbe’ye ) Haydi yenge kadın! Gelin hanımı çabuk dışarı çıkar da nikâhını kıyan efendiyi çağırt. Yandaki kahvededir. Mahalleliyi alsın da gelsin şuna laf anlatsınlar.
( Habbe Kadın gelini dışarı çıkarır. )
MÜŞTAK BEY: Mahalleli beni zorla mı güvey koyacak?
ZİBA DUDU: Evet ya güvey koyarlar, ya hapse.
MÜŞTAK BEY: Böyle bir karıyla bir evde yatmaktansa, rahat rahat hapiste yatmak bence daha iyidir.
ZİBA DUDU: Hele sen bir hapse gir de bak, başına ne dertler gelir.
MÜŞTAK BEY: Adam sende!… Sayende peyda ettiğim borçlularımın duaları sayesinde sapasağlam yaşarım.
ZİBA DUDU: Ya, kazara hasta olursan?
MÜŞTAK BEY: Borçlularım da bana doktor göndermeyip baktırmazlarsa? Ben de ölürsem?
ZİBA DUDU: Ay n’olur sanki?
MÜŞTAK BEY: Sonra kendilerine büyük zararım dokunur.
ZİBA DUDU: Ne zararın dokunacakmış?
MÜŞTAK BEY: Vallahi onlara inat ölürüm hâ!
( Habbe Kadın, Ebül-Laklaka, Batak Ese ve Mahalleli girerler. )
EBÜL-LAKLAKA: (Başında bir mendil, pijamalarla, lisanı ile ayınları çatlatarak, kafları patlatarak) Beni böyle uykudan kaldırıp, rahatsız etmenizin sebebi nedir? Böyle, ortaoyununa çıkar gibi, bakın şu kıyafetime? Ayıp, ayıp…
ZİBA DUDU: (Entarisinin kenarıyla başını örterek Ebül- Laklaka’nın elini öper.)
Amanın efendim, güveyi olacak şu herif isteyerek aldığı hanımı şimdi istemiyor. Bütün saçını başını yoldu. O şöyle dursun, yenge kadınla bana etmediği edepsizlik kalmadı. Size anlatmaya utanıyorum.EBÜL-LAKLAKA:
(Müştak Bey’e) Vay namussuz vay!
MÜŞTAK BEY: Efendim müsaade ediniz bendeniz de bildiğim kadar hakikati size anlatayım.
EBÜL-LAKLAKA: Sen sus sefil! Zavallı hatun yalan mı söyleyecek?
ZİBA DUDU: Efendim bu kızı mutlaka almalıdır.EBÜL-LAKLAKA: Almalı ya! Almazsa ırzına leke sürmüş olur. (Mahalleliye) Öyle değil mi komşular?
MAHALLELİ: Hay hay!
MÜŞTAK BEY: Alamam efendim! Bunda bir yanlışlık var. Zira bana nikah ettiğiniz kız bu değildir. Bunun küçüğüdür. Ben onu isterim.
EBÜL-LAKLAKA: Hayır, sana nikah ettiğim büyük kızdır.
MÜŞTAK BEY: Değildir.
EBÜL-LAKLAKA: Vay! Sen beni de yalancı çıkarıyorsun ha? Bu ne yüzsüzlük!
BATAK ESE: Efendi, biliyo musunuz ki, ben bunun daha bilmem nelerini bilürün. Durun size deyivereyin. Bekçi olduğum için geceleri mahallede dolanurkene bazen buna rast geliyom. Bi kere gendüsüne “nirden geliyon?” diyin soracak oldum. Bana ne garşuluk verse beğenürsünüz. “Tiyatoradan geliyom.“ dimesin mi? Bu beni maskaralığa almak dimek değüldür de nedür? Bakın şu ahmağa!
MÜŞTAK BEY: Vay ferasetli adam vay!
BATAK ESE: Feres atlı adam sensin, ulan hayvan! Bana kötü laf söyleyüp durma. Şimdi sana fan-fin demeyi gösterürüm!
EBÜL-LAKLAKA: Bu herif hem edepsiz, hem deli.
BATAK ESE: Bana kalırsa hem hapishaneye koymalı, hem tımarhaneye.
EBÜL-LAKLAKA: Bana sorarsanız bu edepsizi bir daha mahallemizde oturtmayalım. Artık istemeyiz!
MAHALLELİ: İstemeyiz!
(Atak Köse girer.)
ATAK KÖSE: (Elinde kürek, omzunda süpürge ile) İstemeyüz!
(Hikmet Efendi girer.)
HİKMET EFENDİ: (Atak Köse’ye) Ne istemiyorsunuz?
ATAK KÖSE: Ben ne bileyüm! Mahalleli istemeyüz diyor ben de öyle diyom. Elbette mahalleli öyle dimekde haklıdur.
HİKMET EFENDİ: Ay! Mahalleli nede haklıdır?
ATAK KÖSE: Haklı olduğunu pek iyi bilürüm. Ama hangi konuda haklı olduğunu bilmem.
HİKMET EFENDİ: Öyleyse bilmediğin şeye neden karışıyorsun?
ATAK KÖSE: Vay! Niye garışmam? Ben de bu mahallenin galbur üstüne gelenlerinden değül müyüm?
HİKMET EFENDİ: Sen kim oluyorsun?
ATAK KÖSE: Sen daha benim kim olduğumu bilmiyon mu?
HİKMET EFENDİ: Hayır.
ATAK KÖSE: Öyleyse, sen de bilmedüğünü niye soruyon? Hay cahil hay! Şimdi sana anlatacak mıyın ki, ben dehey öteki mahallede çöpçü başıyım diye?
HİKMET EFENDİ: Hay şaşkın hay!
ATAK KÖSE: Senin de aklın olsaydı benim gibi şaşkın olurdun.
EBÜL-LAKLAKA: Sen şimdi şu edepsize arka çıkıyorsun ha? Suça göz yummak suç işlemekle birdir. Sen de onun gibi cezaya layıksın.
HİKMET EFENDİ: Aman efendim, ben kendi suçumu anladım, ama onun suçu n’oluyor anlayamadım?
EBÜL-LAKLAKA: Daha ne olsun? Kendisine nikahladığım kızı istemiyor da onun küçüğünü istiyor. Bu ne demektir?
HİKMET EFENDİ: Efendim sinirlenmeyiniz. (Gizlice bir tomar para gösterir.) Küçük kızı senden isteriz.
BATAK ESE: Efendi nedir o? Rüşvet mi alıyonuz?
EBÜL-LAKLAKA: Ben öyle şey kabul eder miyim? İstemem. (Gizlice Hikmet Efendi’ye) Yan cebime koy. (Hikmet Efendi parayı yan cebine koyar.)
ATAK KÖSE: Gizlice “Yan cebime koy.” mu diyosunuz?
EBÜL-LAKLAKA: Hayıır. Yan cenubîmde, yan tarafımda, durma git diyorum. Benden şüphelenmeyin diye…
BATAK ESE: Galiba parayı almışa benziyosunuz.
EBÜL-LAKLAKA: Haşa, sümme haşa. Eğer paraya elimi sürdümse elim kırılsın.
HİKMET EFENDİ: Aman efendim, gerçek neyse hakkıyla ortaya çıksın da, ona göre gerekeni yapınız.
EBÜL-LAKLAKA: Böyle kibarca derdinizi anlatışınızdan gönlümdeki öfke gitti de yerine merhamet geldi. (Mahalleliye) Yahu mahalleli! Ben bu işte başka bir hakkaniyet görmeye başladım. Zira sonradan aklıma bir şey geldi.
MAHALLELİ: Nedir o?
EBÜL-LAKLAKA: Hani nikahını kıydığım büyük kızdır diye söylemiştim ya?
MAHALLELİ: Öyle ya!
EBÜL-LAKLAKA: Fakat büyük kız derken yaşta büyük değil, boyda büyük demek istemiştim. Zira büyük kız kırk yaşını geçtiği için damat beyin dengi olamaz. İşte benim bildiğim bu kadardır. Böyle olduğuna her zaman ve her mekanda şahitlik ederim.
BATAK ESE: Siz böyle dedikten keli bize şey yapmak düşer. Tasdik etmek…
MAHALLELİ: Hay hay!
EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a) Yenge kadın! Boyda büyük, yani yaşta küçük olan gelin hanımı getir de kendi elimle damat beye teslim edeyim; bir daha yanlışlık olmasın. (Habbe Kadın çıkar.) (Hikmet Efendi’ye) Daha başka yanlış şeyler varsa düzelteyim; zira böyle hizmetlerde bulunmayı kendime bir borç bilirim.
BATAK ESE: (Müştak Bey’e)
Beyefendi, deminden söyledüğüm lafların hepicüğü şaka içündü. Sizi güldürüp eğlendürmek istiyodum.
ATAK KÖSE: (Hikmet Efendi’ye) Efendim, tövbe olsun, bi daha mahallenin çöpünden başka bir işine garuşursam adam değülüm.
( Habbe Kadın ve Kumru Hanım girerler. Kumru ağlar gibi gözlerini ovuşturur. Bir yandan da Müştak’a bakar.)
HABBE KADIN: İşte efendim, asıl gelin hanım!
EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a)
O niye ağlıyor? Sakın damat beyimizi istememezlik etmesin?HABBE KADIN:
(Kumru ile kulak kulağa fısıldaştıktan sonra ) Efendim ağlamasının sebebini sordum, anladım. Öyle zannettiğiniz gibi değilmiş.
EBÜL-LAKLAKA: Nasılmış?
HABBE KADIN: Zavallı önce, damat beye varamadım, diye üzüntüden çok ağlamış. İşte o boş yere döktüğü gözyaşlarına acımış da şimdi de ona ağlıyormuş.EBÜL-LAKLAKA: Ağladığını gördükçe çok üzülüyorum. Yeter artık hanım kızım. (Kumru ile Müştak’ı el ele tutuşturur.) Alınız efendim yüzünü güldürmenin çaresine bakınız. Ömür boyu mutlu olun, bir yastıkta kocayın. (Hikmet Efendi’ye) Benim halledebileceğim bir işiniz kaldı mı?
HİKMET EFENDİ: Hayır efendim. Fakat güvey ve gelinden başka evdekilerin hepsini götürmenizi rica etsem!
EBÜL-LAKLAKA: Rica neymiş, emrediniz efendim! (Mahalleliye) Haydi mahalleli! (Ziba Dudu’ya) Haydi kılavuz kadın! (Habbe Kadın’a)
haydi yenge kadın!
(Hepsi çıkar. Sadece gelin, güveyi ve Hikmet kalır.)
MÜŞTAK BEY: (Kumru’nun yanına oturmuş, hayran hayran seyrederken) Sen mahalleliyle gitmiyor musun? Senin burda bir işin kaldı mı?
HİKMET EFENDİ: Hayır. Sana iki çift lafım var.
MÜŞTAK BEY: Sabahleyin gel de iki bin çiftini söyle. Bak o zaman nasıl can kulağıyla dinlerim.
HİKMET EFENDİ: Yok, yok! Şimdi söyleyeceğim.
MÜŞTAK BEY: E, haydi o zaman çabuk ol. (Başını Kumru’dan yana çevirir Hikmet’in lafına kulak vermez.)
HİKMET EFENDİ: Ey benim sevgili dostum!
MÜŞTAK BEY: Daha bitmedi mi?
HİKMET EFENDİ: Dur bakalım daha başlamadım.
MÜŞTAK BEY: Amma uzunmuş ha!
HİKMET EFENDİ: Benim gibi bir dostuna danışmadan evlendiğine tövbe mi?
MÜŞTAK BEY: Amaan sen de günah mı çıkarıyorsun nedir bu?
HİKMET EFENDİ: İşte kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne güvenenin hali budur.
MÜŞTAK BEY: Dostum! Bak, gideceğin yere geç kalıyorsun.
HİKMET EFENDİ: Sen ve eşin birbirinizi her yönden tanıdığınız halde, evlenirken başınıza neler geldi?
MÜŞTAK BEY: Evlenmeden önce istihareye yatmak istiyordum, unutmuşum. Aklıma gelmişken gidip yatayım. Göreceğim rüyaları sabahleyin sana tabir ettiririm.
HİKMET EFENDİ: Ya görücü usulü evlenenlerin hali nasıl olur? Ötesini var sen düşün.
MÜŞTAK BEY: (Gözlerini ovuşturarak ) Offf! Nasihat sıkıntısından uykum geldi. Azıcık kestirsem olmaz mı?
HİKMET EFENDİ: İşte ben gidiyorum. Artık ne yaparsan yap. Fakat aldığın dersi unutma.
MÜŞTAK BEY: Dostum, hiç unutur muyum? Ben o dersi alıncaya kadar az mı zahmet çektim? Her neyse evlenmenin ilmini öğrendim. İnşallah uygulamada güçlük çekmem de Kumrumla kumrular gibi yaşayıp gideriz.
( Müzik girer: Bir kumrusun sen… )
( Hikmet çıkar. Kumru ve Müştak birbirine sarılır.)
S O N

ŞAİR EVLENMESİ

-BİR PERDELİK KOMEDİ-

OYNAYANLAR:

Müştak Bey: Şair, güveyi

Hikmet Efendi: Müştak Bey’in yakın dostu

Kumru Hanım: Müştak Bey’in sevgilisi

Sakine Hanım: Kumru’nun çirkin ablası

Ziba Dudu: Kılavuz Kadın

Habbe Kadın: Yenge kadın

Ebül-Laklaka: Nikahı kıyan kişi

Batak Ese: Mahalle bekçisi

Atak Köse: Mahalle çöpçüsü

Mahalleli: İki-üç kişi esnaftan

YAZAN: ŞİNASİ

Sadeleştiren:M. Ali SÜNGER

Mekan: Gelin odası… Arka planda yatak, oda genişçedir. Sahneye iki taraftan da giriş yapılabilir. Kapının biri selamlığa açılır. Odada Müştak Bey ve Hikmet Efendi ayaküstü konuşmaktadırlar.

MÜŞTAK BEY: Bu akşam güveyi giriyorum ya sevinçten havalara uçuyorum. Allah’tan bugün nikâhımız kıyıldı, az kalsın telâştan nikâhsız güveyi girecektim.

HİKMET EFENDİ: Hiç öyle şey olur mu?

MÜŞTAK BEY: Niye olmasın? Aşıklar dalgın olur. Buna aşık evlenmesi derler.

HİKMET EFENDİ: Acayip!

MÜŞTAK BEY: Öyle ya! Aşksız, sevgisiz, görücü usulüyle evlenenlere aşk olsun. Ben Kumru Hanımla niye evleniyorum; çünkü onu tanıyorum, seviyorum. Ne dersin onunla evlenmekte akıllılık etmemiş miyim?

HİKMET EFENDİ: Her halde öyledir.

MÜŞTAK BEY: Onun yüzü gibi huyu da güzel. Ben her halinden memnunum; fakat Kumru’nun o karga suratlı ablası olmasa!

HİKMET EFENDİ: Gerçekten… onun adı neydi?

MÜŞTAK BEY: Sakine midir, nedir… Cadı suratlının adını bile sevmiyorum.

HİKMET EFENDİ: Niçin?

MÜŞTAK BEY: Bize engel olduğu şöyle dursun, yüzünde meymenet yok karga suratlının… Yüzüne bakanın işi rast gitmiyor. Kırk beş yaşına gelmiş daha evlenememiş. Akıldan yana da pek nasibi yok. Böyle bir baldızım olduğundan alemden utanıyorum.

HİKMET EFENDİ: Eee, gülü seven dikenine katlanır.

MÜŞTAK BEY: Gel şunu sana vereyim be! Ama nikâhla ha! Geçinemeyecek ne varmış; ya o akıllanır, ya da sen çıldırırsın.

HİKMET EFENDİ: Sakın Kumru’nun yerine onu sana vermesinler! Olur mu olur. Büyük dururken küçüğü kocaya vermek pek adet değildir.

MÜŞTAK BEY: Yok, bak ben öyle şaka sevmem.

HİKMET EFENDİ: Biraz önce şakayla bana veriyordun ya?

MÜŞTAK BEY: Ben onu sana şakayla değil gerçekten vermek istiyorum.

HİKMET EFENDİ: Sus, özrün kabahatinden büyük.

MÜŞTAK BEY: Hiç de bile!

HİKMET EFENDİ: Yaaa!

MÜŞTAK BEY: Aman sus, kılavuzum Dudu Hanım geliyor. Galiba Kumrucuğumu getiriyorlar. Sen öbür odaya geç, birazdan yine görüşürüz.

( Hikmet Efendi çıkarken Ziba Dudu girer. )

ZİBA DUDU: Müjde evladım müjde! Müjdeliğimi peşin isterim: Gelin hanım geliyor yoldadır.

MÜŞTAK BEY: Ah Dudu teyzeciğim, sana nasıl teşekkür edeceğim, bilemiyorum.

ZİBA DUDU: Parayla, (Müştak’ın ceplerine bakar kalan son meteliğini de alır.) teşekkür edebilirsin.

MÜŞTAK BEY: Al, helâl olsun sana, al ( Sevincinden oynamaya başlar, katibim türküsünü söyleyerek oynar. )

ZİBA DUDU: Evladım biraz ağır başlı ol. Sen artık nikâhlı birisin,utan, utan!

MÜŞTAK BEY: Adam evlenirken utanır mı! Her neyse sen dışarıda bekleyedur, ben utanma talimi yapayım.

( Ziba Dudu çıkar. )

MÜŞTAK BEY: ( Kendi kendine ) Şimdi benim Kumrum kafesine girecek ha! Ah, bir kere kanadının altına girebilseydim… Yalnız insan kısmı paraya düşkün olur. Kumrum da paraya düşkünse! ( Ceplerini açar, iki yana sallar. ) Cepte para da kalmadı. Bir de yüz görümlüğü var. Ne yapmalı acaba!…

Adam sende o da kolay; şöyle birkaç kıta şiir okurum olur biter.

Bir kumrusun sen taba muvafık

Yapsam yuvanı sinemde layık

Can ü gönülden ben oldum aşık

Yapsam yuvanı sinemde layık

Benim gibi fakir bir şairin vereceği yüz görümlüğü ancak bu kadar olur.

( Ziba Dudu ve Habbe Kadın gelinin/Sakine’nin/ koluna girmiş şekilde içeri girerler. )

ZİBA DUDU: Evladım gelin hanımı getirdim. gel koluna gir de köşeye oturt.

MÜŞTAK BEY: ( Sevincinden türlü hareketler yaparak gelini karşılamaya gider.)

Amanın… (Gelini görür görmez bayılır.)

ZİBA DUDU: A dostlar! Damat Bey gelin hanımı görür görmez sevincinden bayıldı.

HABBE KADIN: Damat Bey, kalk!

ZİBA DUDU: (Damadın yüzüne bir bardak su serper.) Kalk haydi sevinçten bayılmanın sırası değil.

MÜŞTAK BEY: Ben sevincimden bayılmıyorum, üzüntümden yüreğime iniyor. Ah, ah…

HABBE KADIN: ( Ziba Dudu’ya ) Aaaa, zavallı gelin hanımı bir titreme aldı. Sakın al basmasın. (Sakine Hanım’ı sandalyeye oturtur.)

MÜŞTAK BEY:Nedir bu?

ZİBA DUDU: İşte sana ömür boyu can yoldaşı olacak olan sevgili karın Sakine Hanım.

MÜŞTAK BEY: O bana can yoldaşı olacağına benim canım çıksa daha canıma minnet.

ZİBA DUDU: ( Habbe Kadın’a ) Damat Bey sayıklamaya başladı. Galiba sevincinden aklını kaybetti.

HABBE KADIN: (Ziba Dudu’ya ) Zavallı sevgilisine kavuştuğu için sevinç delisi oldu.

MÜŞTAK BEY: Ah, ah, ah… (hüzünlü)

ZİBA DUDU: Ağlama, sen ağlayacağına düşmanların ağlasın.

MÜŞTAK BEY: Ah, düşmanlarım bu halimi bilse nasıl gülerler.

ZİBA DUDU: Haydi oğlum gelin hanımın duvağını aç da yüzünü gör. Biraz gönlün açılır.

MÜŞTAK BEY: Şeytan görsün yüzünü!

ZİBA DUDU: Aç evladım, aç! Sevgilin olup olmadığına şüphen kalmasın. (Habbe ile beraber Müştak’ı gelinin duvağını açması için zorlarlar. )

MÜŞTAK BEY: İstemem! (Elini çekerken Sakine hanımın duvağı ile iğreti saçı eline ilişir, elinde kalır. Sakine’nin yüzü ve ak saçları açılır.) Bu ne?

ZİBA DUDU: Vaaay! Zavallı kızcağızın sırma gibi nazik saçlarını yolup çıkardı.

MÜŞTAK BEY: Haklısın, beyaz saçları sırma gibi. Baksana, nasıl parlıyor.

ZİBA DUDU: Ay, bu laf geline değil, yenge kadınla banadır. Ben sana laf atmayı gösteririm. ( Habbe’ye ) Haydi yenge kadın! Gelin hanımı çabuk dışarı çıkar da nikâhını kıyan efendiyi çağırt. Yandaki kahvededir. Mahalleliyi alsın da gelsin şuna laf anlatsınlar.

( Habbe Kadın gelini dışarı çıkarır. )

MÜŞTAK BEY: Mahalleli beni zorla mı güvey koyacak?

ZİBA DUDU: Evet ya güvey koyarlar, ya hapse.

MÜŞTAK BEY: Böyle bir karıyla bir evde yatmaktansa, rahat rahat hapiste yatmak bence daha iyidir.

ZİBA DUDU: Hele sen bir hapse gir de bak, başına ne dertler gelir.

MÜŞTAK BEY: Adam sende!… Sayende peyda ettiğim borçlularımın duaları sayesinde sapasağlam yaşarım.

ZİBA DUDU: Ya, kazara hasta olursan?

MÜŞTAK BEY: Borçlularım da bana doktor göndermeyip baktırmazlarsa? Ben de ölürsem?

ZİBA DUDU: Ay n’olur sanki?

MÜŞTAK BEY: Sonra kendilerine büyük zararım dokunur.

ZİBA DUDU: Ne zararın dokunacakmış?

MÜŞTAK BEY: Vallahi onlara inat ölürüm hâ!

( Habbe Kadın, Ebül-Laklaka, Batak Ese ve Mahalleli girerler. )

EBÜL-LAKLAKA: (Başında bir mendil, pijamalarla, lisanı ile ayınları çatlatarak, kafları patlatarak) Beni böyle uykudan kaldırıp, rahatsız etmenizin sebebi nedir? Böyle, ortaoyununa çıkar gibi, bakın şu kıyafetime? Ayıp, ayıp…

ZİBA DUDU: (Entarisinin kenarıyla başını örterek Ebül- Laklaka’nın elini öper.)

Amanın efendim, güveyi olacak şu herif isteyerek aldığı hanımı şimdi istemiyor. Bütün saçını başını yoldu. O şöyle dursun, yenge kadınla bana etmediği edepsizlik kalmadı. Size anlatmaya utanıyorum.EBÜL-LAKLAKA:

(Müştak Bey’e) Vay namussuz vay!

MÜŞTAK BEY: Efendim müsaade ediniz bendeniz de bildiğim kadar hakikati size anlatayım.

EBÜL-LAKLAKA: Sen sus sefil! Zavallı hatun yalan mı söyleyecek?

ZİBA DUDU: Efendim bu kızı mutlaka almalıdır.EBÜL-LAKLAKA: Almalı ya! Almazsa ırzına leke sürmüş olur. (Mahalleliye) Öyle değil mi komşular?

MAHALLELİ: Hay hay!

MÜŞTAK BEY: Alamam efendim! Bunda bir yanlışlık var. Zira bana nikah ettiğiniz kız bu değildir. Bunun küçüğüdür. Ben onu isterim.

EBÜL-LAKLAKA: Hayır, sana nikah ettiğim büyük kızdır.

MÜŞTAK BEY: Değildir.

EBÜL-LAKLAKA: Vay! Sen beni de yalancı çıkarıyorsun ha? Bu ne yüzsüzlük!

BATAK ESE: Efendi, biliyo musunuz ki, ben bunun daha bilmem nelerini bilürün. Durun size deyivereyin. Bekçi olduğum için geceleri mahallede dolanurkene bazen buna rast geliyom. Bi kere gendüsüne “nirden geliyon?” diyin soracak oldum. Bana ne garşuluk verse beğenürsünüz. “Tiyatoradan geliyom.“ dimesin mi? Bu beni maskaralığa almak dimek değüldür de nedür? Bakın şu ahmağa!

MÜŞTAK BEY: Vay ferasetli adam vay!

BATAK ESE: Feres atlı adam sensin, ulan hayvan! Bana kötü laf söyleyüp durma. Şimdi sana fan-fin demeyi gösterürüm!

EBÜL-LAKLAKA: Bu herif hem edepsiz, hem deli.

BATAK ESE: Bana kalırsa hem hapishaneye koymalı, hem tımarhaneye.

EBÜL-LAKLAKA: Bana sorarsanız bu edepsizi bir daha mahallemizde oturtmayalım. Artık istemeyiz!

MAHALLELİ: İstemeyiz!

(Atak Köse girer.)

ATAK KÖSE: (Elinde kürek, omzunda süpürge ile) İstemeyüz!

(Hikmet Efendi girer.)

HİKMET EFENDİ: (Atak Köse’ye) Ne istemiyorsunuz?

ATAK KÖSE: Ben ne bileyüm! Mahalleli istemeyüz diyor ben de öyle diyom. Elbette mahalleli öyle dimekde haklıdur.

HİKMET EFENDİ: Ay! Mahalleli nede haklıdır?

ATAK KÖSE: Haklı olduğunu pek iyi bilürüm. Ama hangi konuda haklı olduğunu bilmem.

HİKMET EFENDİ: Öyleyse bilmediğin şeye neden karışıyorsun?

ATAK KÖSE: Vay! Niye garışmam? Ben de bu mahallenin galbur üstüne gelenlerinden değül müyüm?

HİKMET EFENDİ: Sen kim oluyorsun?

ATAK KÖSE: Sen daha benim kim olduğumu bilmiyon mu?

HİKMET EFENDİ: Hayır.

ATAK KÖSE: Öyleyse, sen de bilmedüğünü niye soruyon? Hay cahil hay! Şimdi sana anlatacak mıyın ki, ben dehey öteki mahallede çöpçü başıyım diye?

HİKMET EFENDİ: Hay şaşkın hay!

ATAK KÖSE: Senin de aklın olsaydı benim gibi şaşkın olurdun.

EBÜL-LAKLAKA: Sen şimdi şu edepsize arka çıkıyorsun ha? Suça göz yummak suç işlemekle birdir. Sen de onun gibi cezaya layıksın.

HİKMET EFENDİ: Aman efendim, ben kendi suçumu anladım, ama onun suçu n’oluyor anlayamadım?

EBÜL-LAKLAKA: Daha ne olsun? Kendisine nikahladığım kızı istemiyor da onun küçüğünü istiyor. Bu ne demektir?

HİKMET EFENDİ: Efendim sinirlenmeyiniz. (Gizlice bir tomar para gösterir.) Küçük kızı senden isteriz.

BATAK ESE: Efendi nedir o? Rüşvet mi alıyonuz?

EBÜL-LAKLAKA: Ben öyle şey kabul eder miyim? İstemem. (Gizlice Hikmet Efendi’ye) Yan cebime koy. (Hikmet Efendi parayı yan cebine koyar.)

ATAK KÖSE: Gizlice “Yan cebime koy.” mu diyosunuz?

EBÜL-LAKLAKA: Hayıır. Yan cenubîmde, yan tarafımda, durma git diyorum. Benden şüphelenmeyin diye…

BATAK ESE: Galiba parayı almışa benziyosunuz.

EBÜL-LAKLAKA: Haşa, sümme haşa. Eğer paraya elimi sürdümse elim kırılsın.

HİKMET EFENDİ: Aman efendim, gerçek neyse hakkıyla ortaya çıksın da, ona göre gerekeni yapınız.

EBÜL-LAKLAKA: Böyle kibarca derdinizi anlatışınızdan gönlümdeki öfke gitti de yerine merhamet geldi. (Mahalleliye) Yahu mahalleli! Ben bu işte başka bir hakkaniyet görmeye başladım. Zira sonradan aklıma bir şey geldi.

MAHALLELİ: Nedir o?

EBÜL-LAKLAKA: Hani nikahını kıydığım büyük kızdır diye söylemiştim ya?

MAHALLELİ: Öyle ya!

EBÜL-LAKLAKA: Fakat büyük kız derken yaşta büyük değil, boyda büyük demek istemiştim. Zira büyük kız kırk yaşını geçtiği için damat beyin dengi olamaz. İşte benim bildiğim bu kadardır. Böyle olduğuna her zaman ve her mekanda şahitlik ederim.

BATAK ESE: Siz böyle dedikten keli bize şey yapmak düşer. Tasdik etmek…

MAHALLELİ: Hay hay!

EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a) Yenge kadın! Boyda büyük, yani yaşta küçük olan gelin hanımı getir de kendi elimle damat beye teslim edeyim; bir daha yanlışlık olmasın. (Habbe Kadın çıkar.) (Hikmet Efendi’ye) Daha başka yanlış şeyler varsa düzelteyim; zira böyle hizmetlerde bulunmayı kendime bir borç bilirim.

BATAK ESE: (Müştak Bey’e)

Beyefendi, deminden söyledüğüm lafların hepicüğü şaka içündü. Sizi güldürüp eğlendürmek istiyodum.

ATAK KÖSE: (Hikmet Efendi’ye) Efendim, tövbe olsun, bi daha mahallenin çöpünden başka bir işine garuşursam adam değülüm.

( Habbe Kadın ve Kumru Hanım girerler. Kumru ağlar gibi gözlerini ovuşturur. Bir yandan da Müştak’a bakar.)

HABBE KADIN: İşte efendim, asıl gelin hanım!

EBÜL-LAKLAKA: (Habbe Kadın’a)

O niye ağlıyor? Sakın damat beyimizi istememezlik etmesin?HABBE KADIN:

(Kumru ile kulak kulağa fısıldaştıktan sonra ) Efendim ağlamasının sebebini sordum, anladım. Öyle zannettiğiniz gibi değilmiş.

EBÜL-LAKLAKA: Nasılmış?

HABBE KADIN: Zavallı önce, damat beye varamadım, diye üzüntüden çok ağlamış. İşte o boş yere döktüğü gözyaşlarına acımış da şimdi de ona ağlıyormuş.EBÜL-LAKLAKA: Ağladığını gördükçe çok üzülüyorum. Yeter artık hanım kızım. (Kumru ile Müştak’ı el ele tutuşturur.) Alınız efendim yüzünü güldürmenin çaresine bakınız. Ömür boyu mutlu olun, bir yastıkta kocayın. (Hikmet Efendi’ye) Benim halledebileceğim bir işiniz kaldı mı?

HİKMET EFENDİ: Hayır efendim. Fakat güvey ve gelinden başka evdekilerin hepsini götürmenizi rica etsem!

EBÜL-LAKLAKA: Rica neymiş, emrediniz efendim! (Mahalleliye) Haydi mahalleli! (Ziba Dudu’ya) Haydi kılavuz kadın! (Habbe Kadın’a)

haydi yenge kadın!

(Hepsi çıkar. Sadece gelin, güveyi ve Hikmet kalır.)

MÜŞTAK BEY: (Kumru’nun yanına oturmuş, hayran hayran seyrederken) Sen mahalleliyle gitmiyor musun? Senin burda bir işin kaldı mı?

HİKMET EFENDİ: Hayır. Sana iki çift lafım var.

MÜŞTAK BEY: Sabahleyin gel de iki bin çiftini söyle. Bak o zaman nasıl can kulağıyla dinlerim.

HİKMET EFENDİ: Yok, yok! Şimdi söyleyeceğim.

MÜŞTAK BEY: E, haydi o zaman çabuk ol. (Başını Kumru’dan yana çevirir Hikmet’in lafına kulak vermez.)

HİKMET EFENDİ: Ey benim sevgili dostum!

MÜŞTAK BEY: Daha bitmedi mi?

HİKMET EFENDİ: Dur bakalım daha başlamadım.

MÜŞTAK BEY: Amma uzunmuş ha!

HİKMET EFENDİ: Benim gibi bir dostuna danışmadan evlendiğine tövbe mi?

MÜŞTAK BEY: Amaan sen de günah mı çıkarıyorsun nedir bu?

HİKMET EFENDİ: İşte kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne güvenenin hali budur.

MÜŞTAK BEY: Dostum! Bak, gideceğin yere geç kalıyorsun.

HİKMET EFENDİ: Sen ve eşin birbirinizi her yönden tanıdığınız halde, evlenirken başınıza neler geldi?

MÜŞTAK BEY: Evlenmeden önce istihareye yatmak istiyordum, unutmuşum. Aklıma gelmişken gidip yatayım. Göreceğim rüyaları sabahleyin sana tabir ettiririm.

HİKMET EFENDİ: Ya görücü usulü evlenenlerin hali nasıl olur? Ötesini var sen düşün.

MÜŞTAK BEY: (Gözlerini ovuşturarak ) Offf! Nasihat sıkıntısından uykum geldi. Azıcık kestirsem olmaz mı?

HİKMET EFENDİ: İşte ben gidiyorum. Artık ne yaparsan yap. Fakat aldığın dersi unutma.

MÜŞTAK BEY: Dostum, hiç unutur muyum? Ben o dersi alıncaya kadar az mı zahmet çektim? Her neyse evlenmenin ilmini öğrendim. İnşallah uygulamada güçlük çekmem de Kumrumla kumrular gibi yaşayıp gideriz.

( Müzik girer: Bir kumrusun sen… )

( Hikmet çıkar. Kumru ve Müştak birbirine sarılır.)

S O N

Julius Caesar

Oyunu Adı: Julius Caesar

Yazan: William Shakespeare

Çeviren: Nurettin Sevin

ANTONIUS –   Dostlar, Romalılar, vatandaşlar, beni dinleyin: Ben Sezar’ı gömmeye geldim, övmeye değil.  İnsanların yaptıkları fenalıklar arkalarından yaşar, iyilikler çok zaman kemikleriyle beraber gömülür; haydi Sezar’ınkiler de öyle olsun.  Asil Brutus size Sezar’ın haris olduğunu söyledi; eğer böyleyse, bu ağır bir suç.  Sezar da onu pek ağır ödedi.  Şimdi burada Brutus’la diğerlerinin izinleriyle, çünkü Brutus şeref sahibi bir zattır; zaten hepsi, hepsi şerefli kimselerdir, evet müsaadeleriyle burada Sezar’ın cenazesinde söz söylemeye geldim.  O benim dostumdu, bana karşı vefalı ve dürüsttü; lakin Brutus haris olduğunu söylüyor ve Brutus şerefli bir zattır.  Sezar Roma’ya birçok esir getirdi, devlet hazinelerini bunların kurtuluş akçeleri doldurmuştu.  Acaba Sezar’da hırs diye görülen bu muymuş?  Fakirler ne zaman ağlasa, Sezar’ın gözleri yaşarırdı; hırs daha sert bir kumaştan olsa gerek.  Fakat gene Brutus onun için haristi diyor; Brutus da şerefli bir adamdır.  Siz hep gördünüz, Luperkalya yortusunda ben kendisine üç defa kırallık tacı sundum, üç defasında da reddetti; hırs bu muymuş?  Gene Brutus, haristi diyor.  Ve şüphesiz kendisi şerefli bir adamdır.  Ben Brutus’un dediklerini çürütmek için söz söylemiyorum, buraya bildiklerimi söylemeye geldim.  Bir zamanlar siz onu hep severdiniz, bu sebepsiz değildi; öyleyse sizi ona yas tutmaktan alıkoyan nedir?  Ey izan!  Sen hoyrat hayvanlara sığınmışsın, insanlar da muhakemelerini kaybetmiş.  Beni affedin.  Kalbim tabutun içinde, şurda, Sezar’ın yanında, tekrar bana gelinceye kadar beklemeli.

Cimri

Oyunun Adı: Cimri
Yazan: Moliere
Çeviren: Sabahattin EYÜBOĞLU
Yetişin! Hırsız var! Yakalayın! Adam öldürüyorlar! Can kurtaran yok mu? Hak, adalet nerede? Allah yok mu? Vurdular! Canımı aldılar! Gırtlağımı kestiler! Paramı çaldılar, paramı! Kim aldı, kim? Ne oldu? Nerede? Nereye saklandı? Ne yapayım? Nasıl bulayım?
Nereye koşayım? Nereye koşmayayım? Şurada mı acaba? Burada mı yoksa? Kim o? Dur! ( Kendi kolunu yakalar) Yakaladım. Ver paralarımı haydut! Eyvah! Benmişim yakaladığım. Neredeyim, bilmiyorum ki! Ben kimim? Ne yapıyorum? Bilmiyorum. Oldu bana olanlar! Param! Zavallı paracığım! Canım, sevgilim benim! Aldılar elimden seni! Sen olmayınca ben neye sığınırım artık, neyle avunur, neyle sevinirim? Her şey bitti benim için; dünyada yapacak işim kalmadı benim! Sensiz ne yaparım, nasıl yaşarım? Olacak şey mi?Yaptılar bana yapacaklarını! Dayanamam bu acıya, ölüyorum; öldüm,gömdüler beni! Diriltmek isteyen yok mu beni; versin paracıklarımı geri, ya da kimin aldığını söylesin. Ne var? Ne diyorsunuz? Kimse yokmuş. Bu işi yapan bir hayli pusuda beklemiş, fırsat kollamış olmalı; ben tam o yezit oğlumla konuşurken yapmış yapacağını. Haydi durma git. Git adalete baş vur; sorguya çektir bütün evi: Hizmetçi kadınları, uşakları, oğlunu, kızını, hatta kendini, kendini bile!
( Seyirciyi işaret ederek)
Nedir bu kalabalık? Ne diye toplanmışlar buraya? Kimin yüzüne baksam kuşku sarıyor içimi? Hepsi hırsızmış gibi geliyor bana. Ne o? Ne konuşuyorlar orada? Hırsız mı görmüşler? Nedir o yukarda ki gürültü? Hırsız orada mı yoksa? Ne olur, söylesin bir gören varsa, Allah rızası için söylesin! Aranızda mı saklı orada? Hepsi bana bakıp bakıp gülüyor. Görürsünüz hepsinin parmağı var bu hırsızlıkta. Haydi gelsin çabuk jandarmalar, polisler, tüfekler, hakimler, mahkemeler, işkenceler, darağaçları, cellatlar! Astıracağım, bütün dünyayı astıracağım. Yine de paramı bulamazsam kendi kendimi asacağım!
Oyunun Adı: Cimri
Yazan: Moliere
Çeviren: Sabahattin EYÜBOĞLU
Yetişin! Hırsız var! Yakalayın! Adam öldürüyorlar! Can kurtaran yok mu? Hak, adalet nerede? Allah yok mu? Vurdular! Canımı aldılar! Gırtlağımı kestiler! Paramı çaldılar, paramı! Kim aldı, kim? Ne oldu? Nerede? Nereye saklandı? Ne yapayım? Nasıl bulayım?
Nereye koşayım? Nereye koşmayayım? Şurada mı acaba? Burada mı yoksa? Kim o? Dur! ( Kendi kolunu yakalar) Yakaladım. Ver paralarımı haydut! Eyvah! Benmişim yakaladığım. Neredeyim, bilmiyorum ki! Ben kimim? Ne yapıyorum? Bilmiyorum. Oldu bana olanlar! Param! Zavallı paracığım! Canım, sevgilim benim! Aldılar elimden seni! Sen olmayınca ben neye sığınırım artık, neyle avunur, neyle sevinirim? Her şey bitti benim için; dünyada yapacak işim kalmadı benim! Sensiz ne yaparım, nasıl yaşarım? Olacak şey mi?Yaptılar bana yapacaklarını! Dayanamam bu acıya, ölüyorum; öldüm,gömdüler beni! Diriltmek isteyen yok mu beni; versin paracıklarımı geri, ya da kimin aldığını söylesin. Ne var? Ne diyorsunuz? Kimse yokmuş. Bu işi yapan bir hayli pusuda beklemiş, fırsat kollamış olmalı; ben tam o yezit oğlumla konuşurken yapmış yapacağını. Haydi durma git. Git adalete baş vur; sorguya çektir bütün evi: Hizmetçi kadınları, uşakları, oğlunu, kızını, hatta kendini, kendini bile!
( Seyirciyi işaret ederek)
Nedir bu kalabalık? Ne diye toplanmışlar buraya? Kimin yüzüne baksam kuşku sarıyor içimi? Hepsi hırsızmış gibi geliyor bana. Ne o? Ne konuşuyorlar orada? Hırsız mı görmüşler? Nedir o yukarda ki gürültü? Hırsız orada mı yoksa? Ne olur, söylesin bir gören varsa, Allah rızası için söylesin! Aranızda mı saklı orada? Hepsi bana bakıp bakıp gülüyor. Görürsünüz hepsinin parmağı var bu hırsızlıkta. Haydi gelsin çabuk jandarmalar, polisler, tüfekler, hakimler, mahkemeler, işkenceler, darağaçları, cellatlar! Astıracağım, bütün dünyayı astıracağım. Yine de paramı bulamazsam kendi kendimi asacağım!

Tiyatro Salonları

İSTANBUL
İBB Şehir Tiyatroları Sahneleri
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Darül Bedayi Caddesi Harbiye / İstanbul
0212 240 77 20
Fatih Reşat Nuri Sahnesi
Unkapanı Fatih / İstanbul
0212 526 53 80
Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi
Doğancılar Halk C Doğancılar Parkı Karşısı 81160 Üsküdar / İstanbul
0216 333 03 97
Kadıköy Haldun Taner Sahnesi
Kadıköy İskele Meydanı 81300 Kadıköy / İstanbul
0216 349 04 63
Gaziosmanpaşa Sahnesi
Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Meydanı Gaziosmanpaşa / İstanbul
0212 578 60 67
Ümraniye Sahnesi
Alemdağ Cad. Ümraniye / İstanbul
0216 461 85 22
İstanbul Devlet Tiyatrosu Sahneleri
AKM Büyük Salon
İnönü Mah. Gümüşsuyu Cad. Taksim / İstanbul
0212 245 25 90
Taksim Sahnesi
Sıraselviler Sadesi Taksim / İstanbul
0212 249 69 44
Aziz Nesin Sahnesi
Sıraselviler Caddesi No:39 Taksim / İstanbul
0212 245 25 90
Oda Tiyatrosu
İnönü Mah. Gümüşsuyu Cad. Taksim / İstanbul
0121 245 25 90
İstanbul’daki Diğer Salonlar
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi Sahnesi
Şahkulu Bostan Sk. No: 8 Tünel Beyoğlu / İstanbul
0212 293 12 70
Profilo Kültür Merkezi
Profilo İş Merkezi içi. Mecidiyeköy / İstanbul.
0212 216 93 14
İSM 2. Kat
İstanbul Sanat Merkezi, Tarlabaşı Bulvarı,
No: 120 – 122, Beyoğlu, İstanbul
0212 251 60 60 / 0212 254 96 96
Ortaoyuncular Sahnesi
İstiklal Caddesi, Halep İş Hanı No:140 Beyoğlu / İstanbul
0212 251 18 66 / 0212 251 18 65
Oyun Atölyesi Sahnesi
Dr. Esat Işık Cad., No: 15, Moda / Kadıköy
0216 418 46 49 / 0216 345 39 39
Akbank Kültür Sanat Merkezi
İstiklal Caddesi No:16 Beyoğlu / İstanbul
0212 252 35 00
Kent Oyuncuları Sahnesi (Kenter Tiyatrosu)
Halaskargazi Caddesi, No:35 Harbiye / İstanbul
0212 246 35 89 / 0212 247 36 34
Beşiktaş Kültür Merkezi
Hasfırın Sokak No:75 Beşiktaş / İstanbul
0212 260 11 56 / 0212 227 64 63
Mustafa Kemal Kültür Merkezi Salonu
Uğur Mumcu Caddesi No.8 Akatlar / İstanbul
0212 351 93 94
Muammer Karaca Tiyatrosu
İstiklal Caddesi Muammer Karaca Çıkmazı No:3 Galatasaray / İstanbul
0212 252 59 35
Yunus Emre Kültür Merkezi
Ataköy 9-10. Kısım Atrum Yanı Baruthane Binası Ataköy / İstanbul
0212 661 38 95 / 0212 661 19 41
Atlan Erbulak Sahnesi
Sayfiye Sokak No:2 – Bakırköy / İstanbul
0212 543 73 28
Bostancı Gösteri Merkezi
Bostancı Merkez Lunapark Yanı Bostancı / İstanbul
0216 384 72 10
Yayla Sanat Merkezi Sahnesi
Maltepe Sahil Yolu, Süreyyapaşa Tesisleri Maltepe / İstanbul
0216 383 99 20 – 21
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Sahnesi
Bahariye Cad. No. 39 Adliye Yanı Kadıköy / İstanbul
0216 336 12 00 – 0216 337 84 88
Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi
Reşitpaşa Caddesi Avcılar / İstanbul
0212 509 90 55
Olivium Sahnesi
Prof. Muammer Aksoy Cad. No: 1/1 Zeytinburnu / İstanbul
0212 547 74 53
Mecidiyeköy Kültür Merkezi
Büyükdere cad. Akıncı bayırı Sok. Kat otoparkı kat: 6 Şişli / İstanbul
0212 288 90 72
Kadırga Kültür Merkezi Sahnesi
Kadırga Limanı Caddesi No 82 Kadırga Eminönü / İstanbul
Ümraniye Kerem Yılmazer Sahnesi
Haldun Alagaş Spor Tesisleri Ümraniye / İstanbul
0216 461 85 22
Kocamustafa Paşa Çevre Tiyatrosu
Çevre Tiyatrosu, Arabacı Beyazıt mah.
Kuvayi Milliye cad. Çevre sokak. Kocamustafapaşa / İstanbul
0212 585 59 35
Afife Jale Sahnesi
Dereboyu Caddesi Dere Çıkmazı Sokak No:1 Beşiktaş / İstanbul
0212 261 27 91
Eski Dormen Tiyatrosu (Çığır Sahne)
Ergenekon Cad. No :98 Pangaltı – İstanbul
0212 241 27 37
Kartal Sanat Tiyatrosu Sahnesi
Hükümet Cad. No: 2 Kartal / İstanbul
0216 389 25 23
Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi
Moda cad. Nailbey sok. No:37 Kadıköy-İstanbul
0216 418 95 49
Eren Uluergüven Sahnesi
Sıraselviler Caddesi No:70 Taksim / İstanbul
0212 245 44 60
İş Kültür Sanat Sahnesi
İş Kuleleri Pembegül Sok. Büyükdere Cad. 34330 Levent / İstanbul
0212 316 00 00
Küçük Sahne (Sadri Alışık Tiyatrosu)
İstiklal Caddesi Atlas Sineması Pasajı Beyoğlu / İstanbul
Telefon: 0212 245 24 90
Stüdyo Drama
İstiklal cad. Sakızağacı sok.No:33 Beyoğlu / İstanbul
0212 244 7712
Hadi Çaman Tiyatrosu Sahnesi
Teşvikiye Cad. No:160 Nişantaşı / İstanbul
0212 2193629
Maya Sahnesi
İstiklal Cad. Halep Pasajı 2.Kat
0212 252 74 52
Akadlar Kültür Merkezi
Zeytinoğlu Cad. No:8 Akadlar / İstanbul
0212 351 93 94
ANKARA
Ankara Devlet Tiyatrosu Sahneleri
Büyük Tiyatro
Atatürk Bulvarı No:50 Opera / Ankara
0312 324 22 10
Küçük Tiyatro
İstiklal Cad. Çirmen Sk. Sk. 8 Ulus / Ankara
0312 311 11 69
Şinasi Sahnesi
Tunus Cad. 92 Kavaklıdere / Ankara
0312 467 17 45
Yeni Sahne
Tuna Cad. No:5 Kızılay / Ankara
0312 431 38 87
İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi
Devlet Tiyatroları Sosyal Tesisleri Şahinbaş Atölyesi Macunköy / Ankara
0312 397 33 62
Altındağ Tiyatrosu
Babür Cad. No:40 Altındağ / Ankara
0312 316 59 02
Mahir Canova Sahnesi
Kara Kuvvetleri Eğitim Ve Doktrin Komutanlığı Balgat / Ankara
0312 285 09 81
Mavi Sahne
Migros Sanatolia Sahnesi
0312 426 26 29
Nüans Tiyatro Sanat Evi
Mithatpaşa Cadç No:18 Kızılay
0312 431 10 98
Oluşum Tiyatrosu Ve Drama Atölyesi
Büklüm Sk. No:22/5 Kavaklıdere / Ankara
0312 417 84 56
Ankara Sanat Tiyatrosu Sahnesi
Ihlamur Sokak, No: 6/B Yenişehir / Ankara
0312 417 76 76 / 312 425 02 56
Ekin Sanat Merkezi
Menekşe 1 Sokak, No: 8 Kızılay / Ankara
0312 419 56 56
Çan Tiyatrosu
Adnan Saygun Cad. No:6/8 Sıhhiye / Ankara
0312 312 64 26
Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatroları
Kennedy Cad. No: 4 Kavaklıdere / Ankara
0312 467 40 82
Çiğiltepe Sahnesi
Tunus Cad. No:92 Kavaklıdere / Ankara
0312 349 42 91
İZMİR
İzmir Devlet Tiyatrosu Sahneleri
Konak Sahnesi
İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Konak / İzmir
0232 483 50 35
Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi
Tiyatro Sok. No:43 Karşıyaka / İzmir
0232 369 64 87
ESKİŞEHİR
Eskişehir Şehir Tiyatrosu Yunus Emre Kültür Merkezi
İki Eylül Caddesi Vardar İş Merkezi Kat 1 No 7 Eskişehir
0222 220 21 35 / 0222 330 45 00
BURSA
Devlet Tiyatrosu Ahmet Vefik Paşa Sahnesi
Atatürk Caddesi Heykel / Bursa
0224 221 29 44
ADANA
Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi
0322 352 33 55 / 103
TRABZON
Trabzon Devlet Tiyatrosu Atapark Büyük Sahne
T. D.T Müdürlüğü Haluk Ongan Sahnesi 61040 Atapark / Trabzon
0462 230 21 95
VAN
Van kültür Merkezi Sahnesi
Kültür Merkezi Müdürlüğü – Van
0432 214 41 06
DİYARBAKIR
Orhan Asena Sahnesi
Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Diyarbakır
0412 228 79 49
KONYA
Devlet Tiyatrosu Sahnesi
Devlet Tyatrosu Mdürlüğü Konya
0332 350 80 13
SİVAS
Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Sivas
0346 225 79 94
KOCAELİ
Süleyman Demirel Kültür Merkezi
0262 323 38 36 / 0262 311 59 00
İSTANBUL
İBB Şehir Tiyatroları Sahneleri
Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi
Darül Bedayi Caddesi Harbiye / İstanbul
0212 240 77 20
Fatih Reşat Nuri Sahnesi
Unkapanı Fatih / İstanbul
0212 526 53 80
Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi
Doğancılar Halk C Doğancılar Parkı Karşısı 81160 Üsküdar / İstanbul
0216 333 03 97
Kadıköy Haldun Taner Sahnesi
Kadıköy İskele Meydanı 81300 Kadıköy / İstanbul
0216 349 04 63
Gaziosmanpaşa Sahnesi
Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Meydanı Gaziosmanpaşa / İstanbul
0212 578 60 67
Ümraniye Sahnesi
Alemdağ Cad. Ümraniye / İstanbul
0216 461 85 22
İstanbul Devlet Tiyatrosu Sahneleri
AKM Büyük Salon
İnönü Mah. Gümüşsuyu Cad. Taksim / İstanbul
0212 245 25 90
Taksim Sahnesi
Sıraselviler Sadesi Taksim / İstanbul
0212 249 69 44
Aziz Nesin Sahnesi
Sıraselviler Caddesi No:39 Taksim / İstanbul
0212 245 25 90
Oda Tiyatrosu
İnönü Mah. Gümüşsuyu Cad. Taksim / İstanbul
0121 245 25 90
İstanbul’daki Diğer Salonlar
Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi Sahnesi
Şahkulu Bostan Sk. No: 8 Tünel Beyoğlu / İstanbul
0212 293 12 70
Profilo Kültür Merkezi
Profilo İş Merkezi içi. Mecidiyeköy / İstanbul.
0212 216 93 14
İSM 2. Kat
İstanbul Sanat Merkezi, Tarlabaşı Bulvarı,
No: 120 – 122, Beyoğlu, İstanbul
0212 251 60 60 / 0212 254 96 96
Ortaoyuncular Sahnesi
İstiklal Caddesi, Halep İş Hanı No:140 Beyoğlu / İstanbul
0212 251 18 66 / 0212 251 18 65
Oyun Atölyesi Sahnesi
Dr. Esat Işık Cad., No: 15, Moda / Kadıköy
0216 418 46 49 / 0216 345 39 39
Akbank Kültür Sanat Merkezi
İstiklal Caddesi No:16 Beyoğlu / İstanbul
0212 252 35 00
Kent Oyuncuları Sahnesi (Kenter Tiyatrosu)
Halaskargazi Caddesi, No:35 Harbiye / İstanbul
0212 246 35 89 / 0212 247 36 34
Beşiktaş Kültür Merkezi
Hasfırın Sokak No:75 Beşiktaş / İstanbul
0212 260 11 56 / 0212 227 64 63
Mustafa Kemal Kültür Merkezi Salonu
Uğur Mumcu Caddesi No.8 Akatlar / İstanbul
0212 351 93 94
Muammer Karaca Tiyatrosu
İstiklal Caddesi Muammer Karaca Çıkmazı No:3 Galatasaray / İstanbul
0212 252 59 35
Yunus Emre Kültür Merkezi
Ataköy 9-10. Kısım Atrum Yanı Baruthane Binası Ataköy / İstanbul
0212 661 38 95 / 0212 661 19 41
Atlan Erbulak Sahnesi
Sayfiye Sokak No:2 – Bakırköy / İstanbul
0212 543 73 28
Bostancı Gösteri Merkezi
Bostancı Merkez Lunapark Yanı Bostancı / İstanbul
0216 384 72 10
Yayla Sanat Merkezi Sahnesi
Maltepe Sahil Yolu, Süreyyapaşa Tesisleri Maltepe / İstanbul
0216 383 99 20 – 21
Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Sahnesi
Bahariye Cad. No. 39 Adliye Yanı Kadıköy / İstanbul
0216 336 12 00 – 0216 337 84 88
Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi
Reşitpaşa Caddesi Avcılar / İstanbul
0212 509 90 55
Olivium Sahnesi
Prof. Muammer Aksoy Cad. No: 1/1 Zeytinburnu / İstanbul
0212 547 74 53
Mecidiyeköy Kültür Merkezi
Büyükdere cad. Akıncı bayırı Sok. Kat otoparkı kat: 6 Şişli / İstanbul
0212 288 90 72
Kadırga Kültür Merkezi Sahnesi
Kadırga Limanı Caddesi No 82 Kadırga Eminönü / İstanbul
Ümraniye Kerem Yılmazer Sahnesi
Haldun Alagaş Spor Tesisleri Ümraniye / İstanbul
0216 461 85 22
Kocamustafa Paşa Çevre Tiyatrosu
Çevre Tiyatrosu, Arabacı Beyazıt mah.
Kuvayi Milliye cad. Çevre sokak. Kocamustafapaşa / İstanbul
0212 585 59 35
Afife Jale Sahnesi
Dereboyu Caddesi Dere Çıkmazı Sokak No:1 Beşiktaş / İstanbul
0212 261 27 91
Eski Dormen Tiyatrosu (Çığır Sahne)
Ergenekon Cad. No :98 Pangaltı – İstanbul
0212 241 27 37
Kartal Sanat Tiyatrosu Sahnesi
Hükümet Cad. No: 2 Kartal / İstanbul
0216 389 25 23
Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi
Moda cad. Nailbey sok. No:37 Kadıköy-İstanbul
0216 418 95 49
Eren Uluergüven Sahnesi
Sıraselviler Caddesi No:70 Taksim / İstanbul
0212 245 44 60
İş Kültür Sanat Sahnesi
İş Kuleleri Pembegül Sok. Büyükdere Cad. 34330 Levent / İstanbul
0212 316 00 00
Küçük Sahne (Sadri Alışık Tiyatrosu)
İstiklal Caddesi Atlas Sineması Pasajı Beyoğlu / İstanbul
Telefon: 0212 245 24 90
Stüdyo Drama
İstiklal cad. Sakızağacı sok.No:33 Beyoğlu / İstanbul
0212 244 7712
Hadi Çaman Tiyatrosu Sahnesi
Teşvikiye Cad. No:160 Nişantaşı / İstanbul
0212 2193629
Maya Sahnesi
İstiklal Cad. Halep Pasajı 2.Kat
0212 252 74 52
Akadlar Kültür Merkezi
Zeytinoğlu Cad. No:8 Akadlar / İstanbul
0212 351 93 94
ANKARA
Ankara Devlet Tiyatrosu Sahneleri
Büyük Tiyatro
Atatürk Bulvarı No:50 Opera / Ankara
0312 324 22 10
Küçük Tiyatro
İstiklal Cad. Çirmen Sk. Sk. 8 Ulus / Ankara
0312 311 11 69
Şinasi Sahnesi
Tunus Cad. 92 Kavaklıdere / Ankara
0312 467 17 45
Yeni Sahne
Tuna Cad. No:5 Kızılay / Ankara
0312 431 38 87
İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi
Devlet Tiyatroları Sosyal Tesisleri Şahinbaş Atölyesi Macunköy / Ankara
0312 397 33 62
Altındağ Tiyatrosu
Babür Cad. No:40 Altındağ / Ankara
0312 316 59 02
Mahir Canova Sahnesi
Kara Kuvvetleri Eğitim Ve Doktrin Komutanlığı Balgat / Ankara
0312 285 09 81
Mavi Sahne
Migros Sanatolia Sahnesi
0312 426 26 29
Nüans Tiyatro Sanat Evi
Mithatpaşa Cadç No:18 Kızılay
0312 431 10 98
Oluşum Tiyatrosu Ve Drama Atölyesi
Büklüm Sk. No:22/5 Kavaklıdere / Ankara
0312 417 84 56
Ankara Sanat Tiyatrosu Sahnesi
Ihlamur Sokak, No: 6/B Yenişehir / Ankara
0312 417 76 76 / 312 425 02 56
Ekin Sanat Merkezi
Menekşe 1 Sokak, No: 8 Kızılay / Ankara
0312 419 56 56
Çan Tiyatrosu
Adnan Saygun Cad. No:6/8 Sıhhiye / Ankara
0312 312 64 26
Çankaya Belediyesi Şehir Tiyatroları
Kennedy Cad. No: 4 Kavaklıdere / Ankara
0312 467 40 82
Çiğiltepe Sahnesi
Tunus Cad. No:92 Kavaklıdere / Ankara
0312 349 42 91
İZMİR
İzmir Devlet Tiyatrosu Sahneleri
Konak Sahnesi
İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Konak / İzmir
0232 483 50 35
Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi
Tiyatro Sok. No:43 Karşıyaka / İzmir
0232 369 64 87
ESKİŞEHİR
Eskişehir Şehir Tiyatrosu Yunus Emre Kültür Merkezi
İki Eylül Caddesi Vardar İş Merkezi Kat 1 No 7 Eskişehir
0222 220 21 35 / 0222 330 45 00
BURSA
Devlet Tiyatrosu Ahmet Vefik Paşa Sahnesi
Atatürk Caddesi Heykel / Bursa
0224 221 29 44
ADANA
Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi
0322 352 33 55 / 103
TRABZON
Trabzon Devlet Tiyatrosu Atapark Büyük Sahne
T. D.T Müdürlüğü Haluk Ongan Sahnesi 61040 Atapark / Trabzon
0462 230 21 95
VAN
Van kültür Merkezi Sahnesi
Kültür Merkezi Müdürlüğü – Van
0432 214 41 06
DİYARBAKIR
Orhan Asena Sahnesi
Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Diyarbakır
0412 228 79 49
KONYA
Devlet Tiyatrosu Sahnesi
Devlet Tyatrosu Mdürlüğü Konya
0332 350 80 13
SİVAS
Atatürk Kültür Merkezi Sahnesi
Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Sivas
0346 225 79 94
KOCAELİ
Süleyman Demirel Kültür Merkezi
0262 323 38 36 / 0262 311 59 00

Tiyatro Haberleri

1995 – 1998 yılları arasında  İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Müdürlük ve Sanat Yönetmenliği yapan ve 2001 yılında yeniden İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun başına getirilen ve bu görevini başarıyla yürüten Osman Wöber, kişisel nedenlerden dolayı istifasıyla boşalan Müdürlük ve Sanat Yönetmenliği görevini 8 Temmuz Çarşamba günü saat: 11:00’da uzun yıllar birlikte çalıştığı  sanatçı arkadaşı Şakir Gürzumar’a devretti.

1979 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Şakir Gürzumar; 1981 ve 1987 yıllarında Adana Devlet Tiyatrosu’nda Sanat Yönetmeni – Müdür olarak görev aldı.
1986 yılında Devlet Tiyatroları tarafından ihtisas için Londra’ya gönderilen sanatçı; 1990-1991 -1992 ve 1996 yıllarında da Londra’ya giderek çalışmalarını sürdürdü.
1989 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’na Sanat Yönetmeni ve Müdür olarak atanan Gürzumar; 1993 ve 1998 yıllarında da tekrar aynı göreve getirilmesinin yanı sıra birçok oyunun da rejisörlüğünü üstlendi.

İSTANBUL DEVLET TİYATROSU’NDA NÖBET DEĞİŞİMİ

1995 – 1998 yılları arasında  İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Müdürlük ve Sanat Yönetmenliği yapan ve 2001 yılında yeniden İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun başına getirilen ve bu görevini başarıyla yürüten Osman Wöber, kişisel nedenlerden dolayı istifasıyla boşalan Müdürlük ve Sanat Yönetmenliği görevini 8 Temmuz Çarşamba günü saat: 11:00’da uzun yıllar birlikte çalıştığı  sanatçı arkadaşı Şakir Gürzumar’a devretti.

1979 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden mezun olan Şakir Gürzumar; 1981 ve 1987 yıllarında Adana Devlet Tiyatrosu’nda Sanat Yönetmeni – Müdür olarak görev aldı.

1986 yılında Devlet Tiyatroları tarafından ihtisas için Londra’ya gönderilen sanatçı; 1990-1991 -1992 ve 1996 yıllarında da Londra’ya giderek çalışmalarını sürdürdü.

1989 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu’na Sanat Yönetmeni ve Müdür olarak atanan Gürzumar; 1993 ve 1998 yıllarında da tekrar aynı göreve getirilmesinin yanı sıra birçok oyunun da rejisörlüğünü üstlendi.